ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta İran'a yönelik kapsamlı bir askeri saldırı başlatarak aylarca sürecek bir savaşı tetikledi. Bu çatışma, yalnızca İran'ı değil, komşu ülkeleri de içine çekerek Orta Doğu'da yeni bir istikrarsızlık dalgası yarattı ve küresel piyasaları derinden sarstı. Saldırının başlamasıyla birlikte uluslararası toplum, bölgedeki gerilimin daha da tırmanmasından endişe ediyor. İşte bu tarihi çatışmanın önemli dönüm noktaları ve gelişmeler.
Gelişmenin Arka Planı: Uzun Süren Gerginlik
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik operasyonu, yıllardır süren diplomatik krizlerin ve bölgesel vekalet savaşlarının bir sonucu olarak ortaya çıktı. İran'ın nükleer programı, bölgedeki milis gruplara verdiği destek ve İsrail'in güvenlik kaygıları, iki ülkeyi uzun süredir karşı karşıya getiriyordu. Son aylarda ise tansiyon, İran'a bağlı grupların ABD askeri üslerine ve İsrail topraklarına yönelik saldırılarıyla daha da yükseldi. Bu saldırılar, ABD ve İsrail'in ortak bir askeri operasyon düzenleme kararı almasında belirleyici oldu.
Saldırının ilk gününde, ABD savaş uçakları ve donanması, Basra Körfezi'ndeki İran devrim muhafızlarına ait hedefleri vururken, İsrail hava kuvvetleri de İran'ın batısındaki stratejik tesisleri hedef aldı. İran ise misilleme olarak balistik füzelerle hem İsrail'e hem de ABD'nin bölgedeki üslerine saldırılar düzenledi. Bu karşılıklı saldırılar, savaşın kısa sürede yayılmasına ve bölgesel bir çatışmaya dönüşmesine neden oldu.
Çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte, İran'ın nükleer tesisleri de hedefler arasına girdi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın nükleer programının akıbeti konusunda endişelerini dile getirirken, gözlemciler bu tesislere yönelik saldırıların bölgede radyoaktif bir felakete yol açabileceği uyarısında bulundu. Ancak ne ABD ne de İsrail, nükleer tesislerin vurulduğunu doğruladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yayılan Çatışma ve Piyasa Etkisi
Savaş, kısa sürede İran'ın sınırlarını aşarak Suriye, Irak ve Lübnan gibi ülkelere yayıldı. İran destekli gruplar, bu ülkelerdeki ABD ve İsrail hedeflerine yönelik saldırılarını artırırken, koalisyon güçleri de bu gruplara karşı operasyonlar düzenledi. Özellikle Suriye toprakları, İsrail ve İran arasındaki çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerden biri haline geldi. Ayrıca, Yemen'deki Husiler de İsrail'e yönelik füze saldırıları düzenleyerek çatışmaya dahil olduklarını gösterdi.
Bu gelişmeler, küresel enerji piyasalarını derinden etkiledi. Petrol fiyatları, savaşın başlamasıyla birlikte varil başına 100 doların üzerine çıkarak yılların zirvesini gördü. Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu stratejik su yolunun çatışma nedeniyle tehdit altında olması, piyasalardaki belirsizliği daha da artırdı. Doğalgaz fiyatlarında da benzer bir artış yaşanırken, Avrupa ülkeleri enerji maliyetlerindeki yükselişe karşı önlemler almaya çalışıyor.
Çatışmanın diplomatik sonuçları da oldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil toplantılar düzenleyerek taraflara itidal çağrısında bulundu, ancak kalıcı bir ateşkes sağlanamadı. Rusya ve Çin, ABD'yi orantısız güç kullanmakla suçlarken, Avrupa Birliği ise diplomatik çözüm bulunması için arabuluculuk girişimlerinde bulundu. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik, barış çabalarının önündeki en büyük engel olarak duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu çatışma, Türkiye için ciddi güvenlik ve ekonomik riskler barındırıyor. İran'la olan sınır komşuluğu ve bölgedeki etnik bağlar, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir durum oluşturuyor. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşıladığı İran ve bölge ülkelerindeki istikrarsızlık, enerji arz güvenliğini tehdit ediyor. Savaşın yayılması halinde, Türkiye'nin güney sınırlarında yeni bir göç dalgası yaşanabilir. Türkiye, bu süreçte hem diplomatik girişimlerde bulunmalı hem de sınır güvenliğini artırmalıdır. Küresel piyasalardaki dalgalanmalar da Türk ekonomisini olumsuz etkileyebilir, bu nedenle Ankara'nın bu krize karşı hazırlıklı olması gerekiyor.