Pakistan Dışişleri Bakanlığı, ABD ile İran arasındaki nükleer anlaşma müzakerelerine ilişkin ikinci tur takip görüşmelerinin 19 Mayıs Pazar günü İsviçre’de gerçekleştirileceğini açıkladı. Daha önce Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan ilk tur görüşmelerin ardından, tarafların dolaylı müzakerelere devam etme kararı aldığı belirtildi. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mumtaz Zehra Baloch, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “İkinci tur görüşmeler İsviçre’de olacak. Tarih olarak Pazar günü belirlendi” ifadelerini kullandı.
Gelişmenin arka planı
ABD ile İran arasındaki nükleer müzakereler, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (JCPOA) yeniden canlandırılması amacıyla yürütülüyor. İlk tur görüşmeler, 8 Mayıs’ta Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılmış ve yaklaşık iki saat sürmüştü. Görüşmelere, ABD adına Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, İran adına ise Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi başkanlık etmişti. Umman, daha önce de taraflar arasında arabuluculuk rolü üstlenmiş bir ülke olarak öne çıkıyor. İkinci turun İsviçre’de yapılacak olması, tarafların farklı bir arabulucu ülke tercih ettiğini gösteriyor. İsviçre, uzun süredir ABD’nin İran’daki çıkarlarını temsil eden bir ülke olarak biliniyor. Bu nedenle ikinci tur görüşmelerin İsviçre’de yapılması, lojistik ve diplomatik açıdan anlamlı bir tercih olarak değerlendiriliyor.
Görüşmelerin ana gündem maddeleri arasında İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri, yaptırımların kaldırılması ve nükleer programın şeffaflığı gibi konular yer alıyor. İran, son dönemde yaptırımların hafifletilmesi karşılığında nükleer programında bazı kısıtlamaları kabul etmeye hazır olduğunu sinyallemişti. Ancak ABD yönetimi, İran’ın nükleer tesislerine yönelik kapsamlı denetim talebinde ısrar ediyor. İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesinin yüzde 60’a ulaşması, uluslararası toplumda ciddi endişelere yol açmış durumda. Bu seviye, nükleer silah üretiminde kullanılan yüzde 90’lık zenginleştirmeye oldukça yakın.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran görüşmeleri, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda tüm Ortadoğu’daki güç dengelerini etkileme potansiyeline sahip. İran’ın nükleer programı, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri ve İsrail için bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Özellikle İsrail, İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemek için askeri seçenekleri de masada tuttuğunu defalarca dile getirmişti. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ise diplomasiyi önceliklendirse de, müzakerelerde ilerleme sağlanamaması durumunda yaptırımların sıkılaştırılabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca, Çin ve Rusya da nükleer anlaşmada taraf olarak süreci yakından takip ediyor. Pekin ve Moskova, JCPOA’nın yeniden canlandırılmasını desteklerken, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına karşı çıkıyorlar. Bu durum, müzakereleri sadece ikili değil, çok taraflı bir boyuta da taşıyor.
Diğer yandan, İran’ın dini lideri Ali Hamaney, müzakere sürecine temkinli yaklaşılması talimatı vermişti. İran yönetimi, ABD’nin güvenilir bir ortak olmadığını savunuyor. Özellikle 2018’de dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın JCPOA’dan tek taraflı olarak çekilmesi, İran’daki güven bunalımını derinleştirmişti. Bu nedenle İran, müzakerelerde somut adımlar ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik net garantiler talep ediyor. İsviçre’deki görüşmelerde tarafların, bir sonraki adım konusunda anlaşmaya varması bekleniyor. Eğer müzakereler olumlu ilerlerse, üçüncü bir turun Viyana’da yapılması gündeme gelebilir. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve hassas konular, sürecin kırılgan olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran nükleer müzakereleri, Türkiye’nin güney sınırlarındaki istikrar açısından kritik önem taşıyor. Olası bir anlaşma, İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesine ve bölgesel ticaretin canlanmasına yol açabilir. Türkiye, enerji ithalatında İran’a bağımlı olmamakla birlikte, doğalgaz ve petrol ticaretinde alternatif kaynakların çeşitlenmesinden fayda sağlayabilir. Ayrıca, gerginliğin azalması Suriye ve Irak’taki dengeleri de olumlu etkileyebilir. Ankara, nükleer krizin barışçıl yollarla çözülmesini desteklemekle birlikte, İran’ın nükleer silah sahibi olmasına karşı çıkıyor. Bu nedenle Türkiye, müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenmeye hazır olduğunu sinyallemişti. İsviçre’deki görüşmelerin başarısı, bölgesel istikrarın yanı sıra Türkiye’nin dış politika manevra alanını da genişletebilir.