Pakistan, ABD ile İran arasında yeniden alevlenen gerilimin bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski taşıdığı uyarısında bulunarak, tarafların daha önce imzaladıkları mutabakat zaptına (MoU) uymaları çağrısı yaptı. İslamabad yönetimi, bu durumun “hiç kimsenin çıkarına olmadığını” vurguladı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, iki ülke arasında son dönemde karşılıklı saldırıların yoğunlaştığı ve bu durumun tüm bölge için ciddi tehdit oluşturduğu belirtildi.
Gelişmenin arka planı
ABD ile İran arasındaki ilişkiler, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) ABD tarafından 2018’de tek taraflı olarak feshedilmesinin ardından sürekli bir tırmanma eğiliminde. Son haftalarda Basra Körfezi’nde artan askeri faaliyetler ve İran’ın nükleer programına ilişkin yeni endişeler, tarafları bir kez daha karşı karşıya getirdi. Pakistan’ın arabuluculuk girişimi, özellikle Suudi Arabistan ve İran arasında geçen yıl sağlanan normalleşme sürecinin ardından daha da önem kazandı. İslamabad, hem ABD hem de İran ile tarihsel bağları olan nadir ülkelerden biri olması nedeniyle bu rolü üstleniyor.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mumtaz Zehra Baloch, düzenlediği haftalık basın toplantısında, “Bölgesel barış ve istikrar herkes için hayati önem taşıyor. ABD ve İran’ı, sahip oldukları anlaşmalara uymaya ve diyaloğu tercih etmeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. Baloch, iki ülke arasındaki gerilimin yalnızca taraflar için değil, tüm Körfez ve Güney Asya bölgesi için yıkıcı sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran gerilimi, Afganistan’daki istikrarsızlık ve Hindistan ile Çin arasındaki sınır sorunlarıyla birleştiğinde, Asya kıtasında geniş çaplı bir kriz potansiyeli taşıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, küresel petrol akışı için kritik öneme sahip. Herhangi bir askeri çatışma, enerji fiyatlarında ani bir yükselişe ve dünya ekonomisinde durgunluğa yol açabilir. Pakistan, Çin ile olan stratejik ortaklığı ve ABD ile terörle mücadele işbirliği çerçevesinde, her iki tarafla da iletişim kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Bununla birlikte, İslamabad’ın bu pozisyonu, ülke içinde farklı siyasi ve dini grupların da dikkatle izlediği bir denge siyaseti gerektiriyor.
Uzmanlar, Pakistan’ın arabuluculuk çabalarının başarılı olabilmesi için ABD’nin İran’a yönelik maksimum baskı politikasını gözden geçirmesi ve İran’ın da nükleer faaliyetlerine ilişkin şeffaflık sağlaması gerektiğini belirtiyor. Aksi takdirde, bölgedeki gerginliğin kısa vadede düşmesi beklenmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem NATO üyesi olarak ABD ile ittifak hem de İran ile komşuluk ve enerji işbirliği ilişkileri nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye’nin Suriye, Irak ve Kafkasya’daki güvenlik politikalarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran’a yönelik olası yeni yaptırımlar, Türkiye’nin enerji ithalatında alternatif kaynak arayışını hızlandırabilir. Pakistan’ın arabuluculuk girişimi, bölgesel barış için umut verici olsa da, Türkiye’nin kendi diplomatik girişimlerini de devreye sokması gerekebilir.