Pakistan yönetimi, Washington ile Tahran arasındaki artan gerilime ilişkin bugün yaptığı açıklamada, tarafları sağduyuya davet ederek şiddete son verilmesini ve teknik düzeyde müzakerelerin yeniden başlatılmasını istedi. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Nihayetinde tüm çatışmalar ve anlaşmazlıklar müzakere masasında diyalog yoluyla çözülür” ifadelerine yer verildi. Açıklamada ayrıca Washington ve Tahran yönetimlerine “azami itidal” çağrısı yapıldı. Pakistan’ın bu çağrısı, İran’ın nükleer programına ilişkin son günlerde tırmanan söylem ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığını artırması sonrasında geldi.
Gelişmenin arka planı
ABD ile İran arasındaki gerginlik, özellikle İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin IAEA raporlarında sorgulanması ve ABD’nin Tahran’a yönelik yaptırımlarının yeniden sıkılaştırılmasıyla son aylarda ciddi bir şekilde arttı. Geçtiğimiz hafta, ABD’nin Basra Körfezi’ne bir uçak gemisi ve savaş uçağı filosu göndermesi, İran tarafından “güç gösterisi” olarak nitelendirildi. Buna karşılık İran, uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60’a çıkardığını duyurdu. Pakistan, tarihsel olarak İran ve Suudi Arabistan arasında denge kuran bir ülke olarak, bölgesel gerilimin kendi güvenliğini de tehdit ettiğini düşünüyor. Özellikle İran sınırındaki Belucistan bölgesinde ayrılıkçı hareketlerle mücadele eden Pakistan, her iki ülkeyle de diplomatik ve ticari ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı’nın bugünkü açıklaması, “teknik düzeyde müzakereler” ifadesine özellikle vurgu yaparak, siyasi zirvelerden ziyade uzmanlar düzeyinde diyaloğu öneriyor. Bu, tarafların pozisyonlarını yumuşatmaya başlaması için bir kapı aralıyor. Pakistanlı diplomatik kaynaklar, İslamabad’ın bu çağrıyı yaparken ABD’de başkanlık seçimleri öncesinde, Tahran’ın da yeni hükümetin oluşum sürecinde olduğu bir dönemi seçtiğini belirtiyor. Her iki ülkede de yönetim değişikliği veya güç devri, müzakereler için uygun bir zemin yaratabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Pakistan’ın bu arabuluculuk girişimi, Körfez monarşilerinin de İran’la doğrudan diyalog arayışlarına paralel bir zamanda geliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Çin arabuluculuğunda İran’la ilişkilerini normalleştirirken, bölgesel gerginliklerin azaltılması yönünde adımlar atılıyor. Ancak ABD’nin İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını yeniden canlandırması, bu normalleşme çabalarını tehdit ediyor. Pakistan’ın çağrısının ardından, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, “Pakistan’ın endişelerini anlıyoruz, ancak İran’ın nükleer programı tamamen barışçıldır” şeklinde temkinli bir yanıt verdi. ABD tarafından ise henüz resmi bir açıklama gelmedi.
Bu gelişmeler, küresel enerji piyasalarında da hareketlenmeye neden oldu. Petrol fiyatları, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğine ilişkin endişelerle yükselişe geçmişti. Pakistan’ın çağrısı, piyasalarda kısa süreli bir rahatlama sağlasa da, analistler asıl belirleyicinin ABD-İran arasındaki diplomatik kanalların açılıp açılmayacağı olduğunu vurguluyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Başkanı Rafael Grossi de dün yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin müfettiş raporlarına erişimin kısıtlanmasından duyduğu endişeyi dile getirmişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Pakistan’ın bu girişimini, İran ile Batı arasındaki gerilimi düşürme çabalarına bir katkı olarak değerlendirebilir. Ankara, hem Washington’la ittifakını hem de Tahran’la komşuluk ilişkilerini dengelemeye çalışırken, bölgesel bir krizin tırmanmasını istemiyor. Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki askeri varlığı, bu ülkelerde İran destekli gruplarla zaman zaman sürtüşmeye neden olabiliyor. Bu nedenle, Pakistan’ın arabuluculuk rolü, Türkiye’nin de bölgede istikrar arayışıyla örtüşüyor. Ayrıca, enerji ithalatında İran’a bağımlı olan Türkiye, Hürmüz Boğazı’nda olası bir tırmanıştan doğrudan etkilenecektir. Kısacası, Ankara’nın İslamabad’ın çağrısını sembolik olarak desteklemesi ve tarafları itidal çağrısına katılması beklenebilir.