11 Eylül 2001 saldırılarının mimarı Usame Bin Ladin, ABD'nin yıkılmasını hayal ediyordu. Aradan geçen 25 yılda bu dilek gerçek oldu. The Intercept'te yayımlanan analiz, Bin Ladin'in stratejik hedeflerinin bugünkü ABD'de nasıl karşılık bulduğunu tartışıyor. El Kaide lideri, sadece fiziksel bir saldırı değil, ABD'nin ekonomik ve siyasi istikrarını çökertmeyi amaçlamıştı. Bugün gelinen noktada, ABD'nin küresel hegemonyası sarsılmış, iç siyaseti kutuplaşmış ve ekonomik gücü göreceli olarak azalmış durumda.
Bin Ladin'in Stratejik Hedefleri ve ABD'nin Yanıtı
Usame Bin Ladin, 11 Eylül saldırılarını planlarken ABD'yi Afganistan ve Irak gibi ülkelerde uzun süreli savaşlara çekmeyi, böylece ekonomik ve askeri kaynaklarını tüketmeyi hedefliyordu. Bu strateji, El Kaide'nin propaganda videolarında sıkça dile getiriliyordu. Nitekim ABD, 2001'de Afganistan'a, 2003'te Irak'a müdahale etti. Bu savaşlar trilyonlarca dolar maliyet ve on binlerce asker kaybıyla sonuçlandı. Bin Ladin 2011'de öldürüldü, ancak bıraktığı miras devam etti.
ABD'nin Irak ve Afganistan'daki askeri varlığı yıllarca sürdü, ancak kalıcı bir istikrar sağlanamadı. Irak'ta DEAŞ gibi yeni terör örgütleri türedi, Afganistan'da Taliban 2021'de yeniden iktidara geldi. Bu gelişmeler, Bin Ladin'in öngördüğü kaos ortamının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. ABD, bu süreçte küresel liderlik imajını zedeledi ve müttefiklerinin güvenini sarstı.
Ayrıca, 11 Eylül sonrası dönemde ABD'de iç güvenlik adına çıkarılan Vatanseverlik Yasası (Patriot Act) gibi düzenlemeler, özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açtı. Gözetim programları ve Guantanamo Kampı gibi uygulamalar, ABD'nin insan hakları sicilini gölgeledi. Bin Ladin'in amaçladığı gibi, ABD kendi değerlerinden ödün vermek zorunda kaldı.
ABD'nin Küresel Konumundaki Değişim
21. yüzyılın başında dünyanın tek süper gücü olan ABD, bugün Çin'in yükselişi, Rusya'nın revizyonist politikaları ve bölgesel güçlerin etkisiyle çok kutuplu bir dünyada yer alıyor. Bin Ladin'in hedeflediği ABD'nin zayıflatılması, kısmen gerçekleşmiş görünüyor. Ekonomik olarak, ABD hâlâ dünyanın en büyük ekonomisi olsa da, borç yükü ve ticaret açıkları gibi yapısal sorunlarla boğuşuyor. 2008 finansal krizi ve COVID-19 salgını, sistemin kırılganlığını gözler önüne serdi.
Siyasi olarak, ABD toplumu derin bir kutuplaşma içinde. 2021'deki Kongre baskını, demokrasinin içten sarsıldığını gösterdi. Bin Ladin'in videolarında sıkça vurguladığı "ABD'nin içten çöküşü" tezi, bu olaylarla yeni bir boyut kazandı. Ancak, doğrudan bir nedensellik kurmak yanıltıcı olur; zira bu sorunların kökeni daha derin sosyo-ekonomik ve kültürel faktörlere dayanıyor.
Askeri alanda, ABD hâlâ dünyanın en güçlü ordusuna sahip. Ancak, uzun süreli savaşların yarattığı yorgunluk ve kamuoyundaki müdahale karşıtlığı, Washington'un dış politika seçeneklerini sınırlıyor. Bin Ladin sonrası dönemde ABD, terörle mücadelede daha çok insansız hava araçları ve özel kuvvetlere yöneldi; bu da beraberinde yeni etik ve hukuki tartışmaları getirdi.
The Intercept'in analizi, Bin Ladin'in "kazandığı" tezini savunurken, bunun doğrudan bir zafer değil, uzun vadeli bir stratejik başarı olduğunu ima ediyor. Zira El Kaide lideri, ABD'nin kendi kendini yıkmasını öngörmüştü. Bugün ABD, ne tam anlamıyla çökmüş ne de eski gücünde. Ancak, Bin Ladin'in hayal ettiği yönde bir değişim yaşadığı açık.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin 11 Eylül sonrası dönüşümü, Türkiye'yi de derinden etkiledi. Irak Savaşı'na karşı TBMM'nin 2003'te tezkereyi reddetmesi, iki ülke arasında güven krizine yol açtı. ABD'nin PKK/YPG ile iş birliği, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırdı. Öte yandan, ABD'nin küresel liderliğinin zayıflaması, Türkiye'ye bölgesel aktör olarak manevra alanı açtı. Ancak, artan kutuplaşma ve istikrarsızlık, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Ankara, dengeli bir dış politika izleyerek bu süreçten en az hasarla çıkmaya çalışıyor.