Doğu Akdeniz’den Kafkaslara, Orta Doğu’nun en stratejik iki gücü Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler, tarihsel olarak inişli çıkışlı bir seyir izlese de son dönemde artan gerilim, bölgesel jeopolitiği yeniden şekillendiriyor. İki ülke, ortak tehditlere ve birbirini tamamlayan ekonomik çıkarlara rağmen, Gazze savaşı, enerji politikaları ve Suriye’deki gelişmeler gibi konularda adeta bir rekabet sarmalına girmiş durumda. Bu rekabet, büyük güçlerin bölgedeki pozisyonlarıyla birleşince yeni bir Soğuk Savaş benzeri kutuplaşmanın habercisi olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı: Tarihsel müttefiklikten stratejik çatışmaya
Türkiye ve İsrail, 1990’larda askeri ve istihbari işbirliğinin zirvesini yaşamış, iki ülke arasında düzenli olarak üst düzey ziyaretler gerçekleşmişti. Ancak 2000’li yılların ortalarından itibaren, özellikle 2008-2009 Gazze saldırısı ve 2010 Mavi Marmara baskınıyla ilişkiler tarihin en düşük seviyesine geriledi. 2020’lerde ise normalleşme adımları atıldı; büyükelçiler atandı, ticaret hacmi artırıldı. Ne var ki 7 Ekim 2023 sonrası Hamas’ın saldırısı ve İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonu, Ankara ile Tel Aviv arasını yeniden gerdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İsrail’e soykırım” suçlaması, İsrail’in ise Türkiye’yi “teröre destek” ile suçlaması diplomatik krizi derinleştirdi.
Ekonomik boyutta ise her iki ülke de birbirine bağımlı. 2023’te 6,3 milyar doları bulan ticaret hacmi, özellikle enerji ve teknoloji alanında karşılıklı bağımlılığı ortaya koyuyor. Türkiye, İsrail’in doğalgazını Avrupa’ya taşıma projelerinde kritik bir rol oynarken, İsrail de Türk savunma sanayii ürünlerine ilgi duyuyor. Ancak bu ekonomik bağlar, siyasi gerilimler nedeniyle kırılgan bir zeminde ilerliyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Yeni güç dengeleri ve ittifaklar
Türkiye-İsrail rekabeti, sadece ikili bir mesele olmaktan çıktı; bölgesel ve küresel aktörlerin dâhil olduğu bir satranç tahtası haline geldi. Ankara, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile İsrail’in de yer aldığı enerji ittifakına karşı Libya ve Mısır ile yakınlaşırken, İsrail ise Körfez ülkeleri (BAE, Suudi Arabistan) ve ABD ile stratejik ortaklığını derinleştiriyor. Ayrıca, Rusya’nın Ukrayna savaşı sonrası zayıflayan pozisyonu, Orta Doğu’da yeni bir güç boşluğu yarattı. Bu boşluk, Türkiye ve İsrail’i birbirine karşı manevra yapmaya itiyor.
ABD’nin bölgedeki rolü de kritik. Washington, bir yandan Türkiye’yi NATO’da tutmaya çalışırken, diğer yandan İsrail’in güvenliğini garanti altına almayı hedefliyor. Ancak Biden yönetiminin İsrail’e silah ambargosu sinyalleri ve Türkiye’ye F-16 satışı gibi konular, bu dengeyi sarsabiliyor. Çin ve Rusya ise Türkiye üzerinden bölgeye nüfuz etmeye çalışırken, İsrail’in teknoloji ve enerji alanındaki avantajları küresel bir çekim merkezi oluşturuyor.
Özellikle Suriye’de Türkiye’nin PKK/PYD’ye yönelik operasyonları ile İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, iki ülkeyi dolaylı olarak karşı karşıya getiriyor. İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki varlığından rahatsızlık duyarken, Ankara da İsrail’in Irak ve Suriye’de İran hedeflerine yönelik saldırılarını kendi güvenliği açısından endişe verici buluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye için İsrail ile ilişkiler, yalnızca bir Filistin meselesi değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki enerji jeopolitiği, savunma işbirlikleri ve küresel ittifaklar açısından stratejik bir sınav. Ankara, İsrail’le ticari ve enerji bağlarını korurken, siyasi olarak mesafeli durmayı tercih ediyor. Ancak bu ikili tutum, uzun vadede sürdürülebilir değil. Türkiye’nin bölgesel liderlik hedefi, İsrail’le doğrudan çatışma riskini almayı gerektirmez; aksine, pragmatik bir ilişki modeli, hem ekonomik kazançları koruyabilir hem de Ankara’nın Filistin davasındaki söylemini güçlendirebilir. Bu nedenle, mevcut gerilimin bir “rekabet” olarak tanımlanması, Türk dış politikasının önümüzdeki dönemde yeniden kalibrasyon yapması gerektiğini gösteriyor.