İsrailli siyasi analist ve akademisyen Ori Goldberg, İsrail’in son dönemdeki askeri ve siyasi tırmanışlarının ABD ile olan stratejik ortaklığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtti. Goldberg’e göre, Tel Aviv yönetiminin Gazze ve Lübnan sınırında artan saldırıları, Washington’un bölgedeki istikrar arayışıyla çelişiyor. Bu durum, iki ülke arasındaki güven bağını zayıflatırken, ABD kamuoyunda da İsrail’e yönelik eleştirilerin yükselmesine yol açıyor. Analist, özellikle sivil kayıpların arttığı operasyonların ABD’nin mali ve diplomatik desteğini sorgulatabileceğine dikkat çekiyor.
Goldberg’in uyarıları ve arka plan
Ori Goldberg, Haaretz’de yayımlanan yazısında, İsrail’in “tek taraflı eylemlerinin” ABD-İsrail ilişkilerinde tarihsel bir kırılma noktası yaratabileceğini ifade ediyor. Özellikle Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerin genişlemesi ve Gazze’deki hava saldırılarının sivil ölümlere yol açması, Washington’un geleneksel olarak desteklediği İsrail’e mesafe koymasına neden oluyor. Biden yönetimi, İsrail’in uluslararası hukuka aykırı adımlarına karşı daha sert bir dil kullanmaya başlarken, Kongre’de İsrail’e yapılan askeri yardımın şarta bağlanması yönünde öneriler gündeme geliyor. Goldberg, bu eğilimin devam etmesi halinde iki ülke arasındaki ortaklık zemininin aşınabileceğini vurguluyor.
İsrail’in son aylarda İran destekli gruplara karşı Suriye’de düzenlediği operasyonlar ve Hizbullah ile yaşanan sınır çatışmaları da ABD’nin bölgedeki askeri varlığını zorlaştırıyor. Amerikan yetkilileri, İsrail’in olası bir geniş çaplı savaşının tüm bölgeyi istikrarsızlaştıracağından endişe ediyor. Bu bağlamda Goldberg, ABD’nin İsrail’i dizginleme çabalarının yetersiz kalması halinde, Washington’un dolaylı olarak bölgede yalnızlaşabileceğini öne sürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Goldberg’in analizi, sadece ikili ilişkiler değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki güç dengeleri açısından da önem taşıyor. ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin sorgulanması, Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerinin normalleşme sürecini etkileyebilir. Arap dünyasında artan kamuoyu baskısı, birçok ülkeyi İsrail ile ilişkileri yeniden gözden geçirmeye itiyor. Öte yandan Çin ve Rusya, ABD’nin bölgede azalan nüfuzundan faydalanarak İran ve Suriye ile bağlarını güçlendiriyor. Bu durum, İsrail’in güvenlik çevrelerinde de endişeye yol açıyor; çünkü ABD’nin askeri ve istihbari desteğinin azalması, İsrail’in caydırıcılık kapasitesini zayıflatabilir.
Küresel düzlemde ise ABD’nin İsrail politikası, Amerikan dış politikasının genel güvenilirliği açısından bir test haline geliyor. Avrupalı müttefikler ve Birleşmiş Milletler, İsrail’e yönelik eleştirilerini artırırken, Washington’un İsrail’i uluslararası yaptırımlardan koruma konusundaki ısrarı, onu yalnızlaştırabilir. Goldberg, bu eğilimin uzun vadede ABD’nin Orta Doğu’daki etkinliğini azaltacağını ve bölgeyi yeni güç odaklarına açacağını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail’in Filistin topraklarındaki ihlallerini ve sivil kayıpları artıran operasyonlarını sık sık eleştiren bir ülke olarak, Goldberg’in tespitlerini kendi politikasıyla örtüştürebilir. ABD-İsrail gerilimi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji hakları ve Kıbrıs meselesinde elini güçlendirebilir; çünkü Washington artık İsrail’i tartışmasız destekleyemez hale gelirse, Ankara’nın bölgesel itirazları daha fazla dikkate alınabilir. Ayrıca ABD’nin bölgede zayıflayan nüfuzu, Türkiye’nin İran ve Körfez ülkeleriyle daha bağımsız bir diplomasi yürütmesine fırsat tanıyabilir. Bununla birlikte, İsrail’deki aşırı sağ hükümetin politikaları Türkiye-İsrail ilişkilerini de yeniden germe potansiyeli taşıyor; özellikle Kudüs ve Mescid-i Aksa statüsü konularında tansiyon yüksek.