ABD Ordusu, artan enerji talebini karşılamak için savunma sanayisine açık bir çağrı yaptı: “Daha fazla jeneratör ve akü değil, daha akıllı ve verimli güç sistemleri geliştirin.” Ordu’nun Manevra Kabiliyeti Mükemmeliyet Merkezi (MCoE) Komutanı Tuğgeneral Troy Denomy, birliklerin yeni nesil silah ve sensörlerle donatılmasıyla birlikte kronikleşen enerji krizine dikkat çekti. Denomy, “Bu sorunu jeneratör sayısını artırarak çözemeyiz. Daha fazla jeneratör, daha fazla yakıt tüketimi ve daha büyük bir lojistik yük anlamına geliyor. Askerlerimizin sahada daha uzun süre hareket kabiliyetine sahip olması için sanayinin yeni nesil güç yönetimi sistemleri sunması gerekiyor” dedi. Bu açıklama, modern muharebe sahasının artan enerji ihtiyacına yönelik Ordu’nun yaklaşımında önemli bir değişime işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
ABD Ordusu, son yıllarda İHA’lar, elektronik harp sistemleri, gelişmiş gece görüş cihazları ve yapay zeka destekli komuta kontrol yazılımları gibi yüksek enerji tüketen teknolojileri envanterine ekliyor. Bu sistemler, askerlerin taşınabilir enerji ihtiyacını katlanarak artırıyor. Ordu’nun 2030 vizyonu kapsamında, her bir askerin günde ortalama 50 ila 100 watt enerjiye ihtiyaç duyacağı, bunun da geleneksel pil ve jeneratör sistemleriyle karşılanmasının neredeyse imkansız olduğu belirtiliyor.
Tuğgeneral Denomy, yıllık Ordu Hava Savunma Toplantısı ve Zırhlı Konferansı’nda sanayi temsilcilerine yaptığı konuşmada, enerji tüketiminin operasyonel planlamanın merkezine alınması gerektiğini vurguladı. “Her bir jeneratör için bir yakıt konvoyu, her bir yakıt konvoyu için bir koruma birimi gerekiyor. Bu, cephedeki askerin bağımsızlığını kısıtlıyor” diyen Denomy, çözümün daha verimli enerji dönüşümü, taşınabilir güneş panelleri, yakıt hücreleri ve akıllı şarj sistemleri gibi yenilikçi yaklaşımlarda olduğunu söyledi.
Ordu’nun bu çağrısı, Savunma Bakanlığı’nın “İklim Değişikliği ve Savunma Stratejisi” ile de örtüşüyor. Pentagon, 2035 yılına kadar karbon nötr olmayı hedefliyor ve bu hedef, askeri operasyonlarda fosil yakıt bağımlılığının azaltılmasını da içeriyor. Ancak uzmanlar, bu dönüşümün hızlı ve etkili olabilmesi için sanayinin Ar-Ge yatırımlarını artırması gerektiğine dikkat çekiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD Ordusu’nun enerji talebi, yalnızca kendi operasyonlarını etkilemiyor. ABD, NATO ve müttefik operasyonlarında enerji lojistiği, savaşın en kritik unsurlarından biri haline geldi. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı ve Pasifik’te artan Çin tehdidi, orduların uzun menzilli ve yüksek teknolojili faaliyetlerde bulunurken enerji bağımsızlığına verdiği önemi artırdı.
Uzmanlar, bu alanda yaşanacak devrim niteliğindeki gelişmelerin, yalnızca askeri alanda değil, sivil teknolojilerde de çığır açabileceğini belirtiyor. Örneğin, askeri kullanım için geliştirilen katı hal pilleri ve Güneş enerjisi sistemleri, kısa sürede ticari ürünlere dönüşebilir. ABD’li savunma yüklenicileri, bu alana yönelik projelere şimdiden milyarlarca dolar yatırım yapıyor. General Dynamics, Lockheed Martin ve Raytheon gibi büyük şirketlerin yanı sıra birçok girişim, askeri operasyonlarda yerli enerji üretimini mümkün kılacak çözümler üzerinde çalışıyor.
Bu gelişmeler, aynı zamanda NATO’nun enerji güvenliği stratejilerini de şekillendiriyor. İttifak, 2021’de kabul ettiği İklim Değişikliği ve Güvenlik Eylem Planı çerçevesinde üye ülkelerin askeri enerji tüketimini azaltmalarını teşvik ediyor. Kısa süre önce düzenlenen NATO Zirvesi’nde de, askeri harekatlarda enerji verimliliğinin artırılmasına yönelik ortak projeler üzerinde anlaşmaya varıldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kendi savunma sanayisinde enerji verimliliğine yönelik adımlar atıyor. ASELSAN ve TÜBİTAK, askeri platformlar için geliştirilmiş yerli akü sistemleri üzerinde çalışıyor. Bu gelişme, Türkiye’nin de küresel savunma tedarik zincirindeki yerini güçlendirebilir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi operasyonlarındaki lojistik yükü düşünüldüğünde, taşınabilir ve verimli enerji çözümlerine olan ihtiyaç açıkça görülmektedir. Bu alanda yapılacak Ar-Ge çalışmaları, Türkiye’nin savunma sanayisindeki bağımsızlığını artırabilir ve ihracat potansiyeli yüksek ürünler geliştirmesini sağlayabilir. Ayrıca bu tür teknolojiler, ülkenin sivil enerji sektörüne de katkı sağlayabilir.