ABD'de Obama döneminde atanan bir federal yargıç, Trump yönetiminin trans bireylere ait tıbbi kayıtlara el koyma girişimini anayasaya aykırı bularak geçici olarak durdurdu. Washington D.C. Bölge Mahkemesi Yargıcı'ndan çıkan karar, Adalet Bakanlığı'nın sosyal güvenlik kurumlarına yönelik talimatını askıya alırken, trans hakları savunucuları için önemli bir hukuki zafer olarak değerlendiriliyor. Karar, federal hükümetin sağlık verilerine erişim yetkisini sınırlayan Anayasa'nın Dördüncü Değişikliği'ne dayandırıldı.
Gelişmenin Arka Planı ve Hukuki Süreç
Trump yönetimi, geçtiğimiz haftalarda Adalet Bakanlığı aracılığıyla, trans bireylerin sağlık hizmeti aldığı üç büyük hastane zincirine federal soruşturma kapsamında hasta kayıtlarını teslim etme emri göndermişti. Talimat, sağlık sigortası dolandırıcılığı iddialarını araştırma bahanesiyle sunulurken, trans topluluğu ve insan hakları örgütleri bunu Trump'ın daha önce imzaladığı başkanlık kararnameleriyle uyumlu şekilde trans bireyleri hedef alan bir girişim olarak nitelendirdi. ACLU (Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği), Talihsizlerin Korunması Derneği ve diğer kuruluşlar, hastaneler adına acil ihtiyati tedbir başvurusunda bulunarak kayıtların teslimini durdurmayı başardı.
Yargıcın verdiği geçici tedbir kararı, söz konusu tıbbi verilerin teslimini 30 gün süreyle bloke ederken, mahkemenin nihai kararını vermesine kadar sürecin dondurulmasını sağladı. Kararda, "Federal hükümetin, mahkeme kararı olmaksızın vatandaşların özel tıbbi kayıtlarına el koymaya çalışması, Dördüncü Değişiklik'in açık ihlalidir" ifadelerine yer verildi. Yargıç ayrıca, Adalet Bakanlığı'nın delil toplama amacının ötesinde, trans bireylere yönelik sistematik bir baskının parçası olarak bu girişimi başlattığına dair güçlü emareler bulunduğunu kaydetti.
Trump yönetimi ise karara itiraz edeceğini açıklarken, Beyaz Saray sözcüsü "Trans aktivistlerin suçluları korumak için mahkemeleri araçsallaştırdığını" öne sürdü. Ancak hukukçular, Trump'ın daha önce orduda trans bireylere yasak getirmeye çalıştığını ve sağlık sigortası düzenlemelerini değiştirdiğini hatırlatarak bu eylemin ideolojik boyutuna dikkat çekiyor. Bu dava, federal hükümetin vatandaşların özel sağlık verilerine erişimi konusunda anayasal sınırların ne kadar geniş olduğuna dair önemli bir emsal teşkil edebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar yalnızca ABD'de değil, dünya genelinde trans hakları ve mahremiyet mücadeleleri açısından kritik bir önem taşıyor. Trump döneminde başlatılan bu tür girişimler, ABD federal yargısının bağımsızlığının ve güçler ayrılığı ilkesinin sınandığı bir alan haline gelmişti. Karar, Avrupa ve diğer bölgelerdeki trans hakları örgütleri tarafından memnuniyetle karşılanırken, benzer mahremiyet ihlallerine karşı hukuki mücadelenin önemi vurgulanıyor. Özellikle Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, tıbbi kayıtların kötüye kullanılmasının küresel sağlık hizmetleri üzerinde caydırıcı etki yaratabileceği uyarısında bulunmuştu.
ABD'deki bu gelişme, aynı zamanda dijital çağda bireysel mahremiyetin ne kadar korunabileceği sorusunu da yeniden gündeme taşıyor. Trump yönetiminin sağlık verilerine yönelik bu hamlesi, geçmişte ABD istihbarat teşkilatlarının telefon kayıtlarını toplaması gibi diğer mahremiyet skandallarıyla karşılaştırılıyor. Hukukçular, bu davanın sonucunun, benzer şekilde federal kurumların bireysel verilere erişimini düzenleyen diğer davalarda da emsal olarak kullanılabileceğini belirtiyor. Öte yandan, kararın ABD Kongresi'nde yeni bir veri koruma yasası tartışmalarını da tetiklemesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'de yakın zamanda yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve sağlık verilerinin işlenmesine ilişkin düzenlemeler açısından önemli bir uluslararası emsal teşkil ediyor. Türkiye'de Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu gibi kurumların vatandaşların tıbbi verilerine erişimi ve bu verilerin hangi amaçlarla kullanılabileceği sıklıkla tartışma konusu olmaktadır. ABD'deki bu karar, mahkeme kararı olmadan özel sağlık kayıtlarına el konulamayacağı ilkesini güçlendirerek, Türk yargısına da bir referans noktası sunmaktadır. Özellikle dijital sağlık uygulamalarının yaygınlaştığı bir dönemde, Türkiye'nin veri koruma konusundaki yasal altyapısının güçlendirilmesi ve uluslararası standartlara uyumlu hale getirilmesi gerektiği bir kez daha ortaya çıkmıştır.