ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba günü yaptığı açıklamayla, uzun süredir beklenen ve iki partili desteğe sahip olan kapsamlı konut yasasını imzalamayacağını duyurdu. Trump, bu kararını, Kongre'deki Cumhuriyetçi milletvekillerinin aylardır savunduğu ve seçim prosedürlerini sıkılaştırmayı hedefleyen SAVE America Act'in kabul edilmesine bağladı. Söz konusu yasa, federal seçimlerde oy kullanmak için eyaletler tarafından düzenlenen kimlik kartlarının zorunlu hale getirilmesini öngörüyor. Başkanın bu hamlesi, parti içinde derin bir ayrışmaya yol açarken, Demokratlar ise adımı "seçmen baskısı" olarak nitelendiriyor.
Arka plan: Konut yasasından oy düzenlemesine
Trump'ın veto tehdidi altındaki konut yasası, Amerika genelinde uygun fiyatlı konut projelerine 150 milyar dolarlık bir fon sağlamayı, evsizlere yönelik destekleri artırmayı ve ipotek faiz indirimlerini içeriyordu. Tasarı, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi senatörlerce hazırlanmış ve uzun süren müzakerelerin ardından geniş bir mutabakatla Kongre'den geçmişti. Ancak Trump, Beyaz Saray'daki basın toplantısında, "Bu yasa muhteşem, ancak seçimlerimizin güvenliği her şeyden önce gelir" diyerek, SAVE America Act'in kabul edilmemesi halinde konut yasasını veto edeceğini söyledi.
SAVE America Act, başkanlık seçimlerinin ardından Trump'ın sık sık dile getirdiği "seçim güvenliği" söyleminin bir parçası olarak sunuluyor. Tasarıya göre, federal seçimlerde oy kullanabilmek için eyaletlerin verdiği fotoğraflı kimlik kartı ibrazı zorunlu hale getiriliyor. Ayrıca posta yoluyla oy kullanma süreleri kısaltılıyor ve erken oy kullanma merkezlerinin sayısına sınırlama getiriliyor. Demokratlar ve sivil toplum kuruluşları, bu düzenlemenin azınlık grupları, düşük gelirli vatandaşlar ve genç seçmenler üzerinde orantısız bir etki yaratacağını, bu kesimlerin kimlik edinme oranlarının daha düşük olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Seçim güvenliği mi, siyasi hesaplaşma mı?
Trump'ın bu hamlesi, ABD'de eyalet düzeyinde süregelen bir seçim düzenlemeleri savaşını yeniden alevlendirdi. Son iki yılda Georgia, Texas, Arizona gibi Cumhuriyetçi kontrollü eyaletler, seçmen kimlik yasalarını sıkılaştıran düzenlemeler geçirdi. Demokratlar bu yasaları "Jim Crow 2.0" olarak adlandırırken, Cumhuriyetçiler ise seçim güvenliğini artırdıklarını savunuyor. Trump'ın federal düzeydeki bu girişimi, parti içinde de tartışma yarattı. Bazı Cumhuriyetçi senatörler konut yasasının ekonomik önemine vurgu yaparken, Trump'ın sadık destekçileri ise seçim güvenliğini önceliklendiriyor.
Küresel ölçekte, ABD'deki seçim düzenlemeleri sıklıkla demokratik standartlar açısından eleştiri konusu oluyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler yetkilileri, oy hakkının kısıtlanmasının demokrasiye zarar vereceği uyarısında bulunuyor. Trump'ın bu adımı, ABD'nin uluslararası arenadaki imajını daha da zedeleyebilir. Özellikle 6 Ocak 2021 Kongre baskınından sonra ABD demokrasisinin kırılganlığına dikkat çeken eleştirmenler, bu durumu Washington'un iç siyasi krizinin bir yansıması olarak görüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin ABD ile ilişkileri açısından dolaylı ancak önemli sinyaller taşıyor. ABD'de siyasi istikrarsızlık ve kutuplaşma, özellikle Kongre'deki yasama sürecini felç edebilecek bir vetoya dönüştüğünde, Türkiye'yi ilgilendiren konularda (F-16 satışı, YPG ile mücadele, Kıbrıs) karar alma mekanizmalarını da yavaşlatabilir. Ayrıca Trump'ın seçim güvenliği söylemi, otoriter eğilimli liderler tarafından kullanılabilen bir argüman olarak dikkat çekiyor. Türkiye'nin Batı ile demokrasi diyaloğu bağlamında, ABD'deki seçim kısıtlamalarına yönelik tartışmalar, Ankara'nın da benzer eleştirilere maruz kaldığı bir dönemde, pozisyonunu etkileyebilir.