Eski Ulusal İstihbarat Teşkilatı (ODNI) Başkan Yardımcısı ve emekli Korgeneral Karen Gibson, ABD Başkanı'nın İran ile savaşı sona erdirmesi durumunda, İran'ın nükleer programını sınırlama dahil savaşın temel hedeflerinden vazgeçtiği sinyalini vereceğini belirtti. Gibson, Başkan Trump'ın askeri bir çözümü durdurması halinde bile Tahran'ın nükleer emellerinden vazgeçmeyeceğini vurguladı.
Savaşın Hedefleri ve Stratejik Açmaz
Karen Gibson, İran'a yönelik olası bir savaşın en kritik hedefinin İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu hatırlattı. Bu hedefe ulaşılmadan savaşın sonlandırılması, yalnızca askeri bir geri çekilme değil, aynı zamanda stratejik bir teslimiyet olarak yorumlanacaktır. Gibson'a göre, İran nükleer programını durdurmuş olsa dahi, rejim değişikliği veya programın tamamen sökülmesi gibi daha geniş hedeflerden feragat edilmesi, bölgesel güç dengelerini İran lehine bozacaktır.
Eski istihbarat yetkilisi, savaşın başlamasıyla birlikte İran'ın nükleer tesislerinin vurulmasının ve programın yok edilmesinin bekleneceğini, ancak bunun kısa sürede mümkün olmadığını ifade etti. İran'ın dağlık bölgelerdeki derin yer altı tesisleri, hava saldırılarına karşı önemli ölçüde korunmuş durumda. Bu nedenle kapsamlı bir askeri harekat aylar, hatta yıllar sürebilir.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Gibson'ın açıklamaları, ABD'nin İran politikasında yaşanan belirsizlikleri gözler önüne seriyor. Bir yandan Başkan Trump yönetimi, İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını sürdürürken, diğer yandan olası bir savaşın sonuçları konusunda net bir strateji ortaya koyamıyor. Uzmanlar, İran'ın nükleer programının yalnızca askeri yollarla durdurulamayacağını, diplomatik ve ekonomik araçların da devrede olması gerektiğini belirtiyor.
İran, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) kapsamında nükleer programını sınırlamayı kabul etmişti. Ancak ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırımlar uygulaması sonrasında Tahran, anlaşmadaki taahhütlerini kademeli olarak askıya aldı. Bugün İran, uranyum zenginleştirme oranını %60'a kadar çıkarmış durumda ve silah seviyesine (%90) çok yakın. Bu durum, İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkelerinde ciddi endişe yaratıyor.
Öte yandan, olası bir savaşın küresel enerji piyasaları üzerinde yıkıcı etkileri olacağı öngörülüyor. Basra Körfezi'nden geçen petrol sevkiyatının aksaması, petrol fiyatlarını rekor seviyelere çıkarabilir. Bu da dünya ekonomisini resesyona sürükleyebilir. Gibson'ın uyarısı, askeri müdahalenin yalnızca İran'ı değil, tüm bölgeyi ve küresel istikrarı tehdit ettiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile olası bir savaş, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomi politikalarını doğrudan etkileyecektir. Türkiye, İran ile 560 km'lik sınırı paylaşmakta ve bu sınır üzerinden yoğun ticaret yapmaktadır. Savaş durumunda sınır güvenliği riskleri artacak, mülteci akını ve kaçakçılık gibi sorunlar derinleşebilir. Ayrıca enerji ithalatında İran'ın payı büyüktür; savaş, doğal gaz tedarikinde kesintilere yol açabilir. Türkiye, bölgesel istikrarın korunması için diplomatik çözümlerde aktif rol almalı ve İran nükleer programının barışçıl yollarla sınırlandırılması için çaba göstermelidir. Bu bağlamda, Türkiye'nin arabuluculuk girişimleri kritik önem taşımaktadır.