Avustralya'nın Yeni Güney Galler (NSW) eyaletinde, doğum öncesi dönemde ailelere yönelik yapılan ihbarların üçte birinden fazlasının yetkili makamlarca soruşturulmadığı ortaya çıktı. Eyalet Ombudsmanı'nın yayımladığı kapsamlı raporda, ayrıca bazı ailelerin açık rızaları olmaksızın yasa dışı şekilde zorunlu vaka yönetimine tabi tutulduğu belirtildi. Bu durum, çocuk koruma sistemindeki ciddi aksaklıkları ve ailelerin mağduriyetini gözler önüne serdi.
Soruşturulmayan ihbarların boyutu
NSW Ombudsmanı'nın raporuna göre, eyaletteki çocuk koruma hattına yapılan doğum öncesi ihbarların yüzde 35'i, herhangi bir soruşturma veya risk değerlendirmesi yapılmadan kapatıldı. Bu oran, son on yılın en yüksek seviyesi olarak dikkat çekiyor. Raporda, özellikle hamilelik döneminde yapılan ihbarların, doğum sonrası döneme kıyasla daha düşük öncelikle ele alındığı vurgulanıyor. Uzmanlar, bu ihbarların genellikle doğmamış bebeğin güvenliğine yönelik potansiyel riskler içerdiğini, bu nedenle göz ardı edilmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.
Ombudsman'ın raporu, 2019-2024 yılları arasında yapılan 12 bin 500 doğum öncesi ihbarın yaklaşık 4 bin 400'ünün hiçbir zaman resmi olarak değerlendirilmediğini ortaya koyuyor. Bu vakaların büyük çoğunluğunda, ailelerle iletişime geçilmediği, hatta bazı durumlarda ihbarın varlığından bile haberdar olunmadığı tespit edildi. Raporda, bu durumun çocuk koruma sisteminin önleyici hizmetlerdeki yetersizliğini gösterdiği ifade ediliyor.
Yasa dışı zorunlu vaka yönetimi
Rapordaki bir diğer çarpıcı bulgu ise, bazı ailelerin yasal dayanağı olmaksızın zorunlu vaka yönetimi sürecine dahil edilmesi oldu. Ombudsman, NSW Aile ve Toplum Hizmetleri Departmanı'nın (FACS) en az 268 aileyi, ailelerin rızası alınmadan ve yasal yetkisi olmadan vaka yönetimine tabi tuttuğunu belirledi. Bu uygulama, ailelerin özel hayatına müdahale anlamına geldiği gibi, hukuki açıdan da ciddi bir ihlal olarak değerlendiriliyor. Bazı ailelerin, bu süreçte kendilerine sunulan hizmetleri reddettikleri için cezalandırıldığı, hatta çocuklarının ellerinden alınacağı tehdidiyle karşı karşıya kaldığı aktarılıyor.
Raporda, bu tür uygulamaların özellikle düşük gelirli aileler ve yerliler gibi savunmasız gruplara yönelik olduğu, bunun da sistemik bir ayrımcılık yarattığı eleştirisi yer alıyor. Ombudsman, bu ailelerin mağduriyetlerinin giderilmesi ve yasal haklarının korunması için FACS'e acil tavsiyelerde bulundu. Ayrıca, benzer ihlallerin tekrarlanmaması için departmanın iç denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Çocuk koruma sisteminde reform çağrıları
NSW Ombudsmanı Paul Miller, raporun açıklanmasının ardından yaptığı açıklamada, "Bu bulgular, çocuk koruma sistemimizin temelinde yatan sorunları gözler önüne seriyor. Doğum öncesi dönem, çocukların korunması için en kritik zamanlardan biridir. Bu dönemde yapılan ihbarların göz ardı edilmesi kabul edilemez" dedi. Miller, hükümete, çocuk koruma hizmetlerine ayrılan kaynakların artırılması ve personel sayısının çoğaltılması çağrısında bulundu. Ayrıca, ihbar değerlendirme süreçlerinde bağımsız gözetim mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini belirtti.
Bu gelişme, Avustralya genelinde çocuk koruma sistemlerine yönelik eleştirilerin arttığı bir dönemde yaşanıyor. Son yıllarda ülke genelinde ihmal ve istismar vakalarının ardından yapılan incelemelerde, benzer eksiklikler tespit edilmişti. NSW'deki bu rapor, sistemik sorunların çözümü için federal hükümetin de harekete geçmesi gerektiğini gösteriyor. Uzmanlar, çocuk koruma hizmetlerinin sadece kriz anlarına müdahale eden değil, önleyici ve aile destek odaklı bir yaklaşımla yeniden yapılandırılması gerektiğini savunuyor.
Eyalet hükümeti ise raporun bulgularını kabul ederek, soruşturulmayan vakaların yeniden değerlendirileceğini ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağını duyurdu. Ancak aile hakları savunucuları, bu tür sözlerin daha önce de verildiğini ancak uygulamada köklü bir değişiklik yaşanmadığını belirterek, hükümetin taahhütlerinin takipçisi olacaklarını ifade etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, çocuk koruma sistemlerinin evrensel zorluklarını bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye'de de son yıllarda çocuk istismarı ve ihmali vakalarında artış yaşanırken, önleyici sosyal hizmet modellerinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. NSW'deki ihbar değerlendirme eksiklikleri, doğum öncesi riskli ailelerin tespitinde daha sistematik ve etkili mekanizmalar kurulması gerektiğine işaret ediyor. Türkiye'nin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın benzer durumları önlemek adına, ihbar süreçlerini bağımsız denetime açması ve kaynakları artırması faydalı olacaktır. Ayrıca, bu tür raporlar, ülkelerin çocuk haklarına yaklaşımının uluslararası alanda da izlendiğini göstermektedir.