Nobel Barış Ödülü sahibi ve eski Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, ABD'nin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) yönelik geniş kapsamlı yaptırımlarını sert bir dille eleştirdi. Pillay, Trump yönetiminin mahkemeye uyguladığı cezaları "duyulmamış" olarak tanımlayarak, bu tür yaptırımların uluslararası hukuk ve adalet sistemine ciddi zarar verdiğini vurguladı. Açıklama, Washington'ın UCM yetkililerine ve mahkemeye destek veren kuruluşlara yönelik yaptırım kararlarının ardından geldi.
Yaptırımların Arka Planı
ABD yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail ve ABD askerlerine yönelik olası soruşturmalarına misilleme olarak mahkeme yetkililerine, çalışanlarına ve ailelerine yönelik ekonomik ve seyahat yaptırımları uygulamaya başlamıştı. Trump döneminde atılan adımlar, özellikle UCM'nin Afganistan ve Filistin topraklarındaki savaş suçları iddialarını inceleme kararı almasının ardından hız kazandı. Pillay, bu yaptırımların sadece mahkemenin bağımsızlığını tehdit etmekle kalmadığını, aynı zamanda uluslararası toplumun adalet arayışına da gölge düşürdüğünü belirtti.
Eski BM yetkilisi, yaptırımların "daha önce benzeri görülmemiş" bir nitelik taşıdığını ifade ederek, uluslararası kurumlara yönelik bu tür baskıların hukuk devleti ilkesini zedelediğini söyledi. Pillay, "Bu yaptırımlar kabul edilemez. Uluslararası Ceza Mahkemesi, en ağır suçlarda hesap verebilirliği sağlamak için kurulmuş bir yargı organıdır. Ona yönelik bu tür cezalandırıcı önlemler, mağdurların adalete erişimini engelliyor" dedi. Ayrıca, ABD'nin tutumunun diğer ülkelere de kötü örnek olabileceği uyarısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımları, uluslararası hukuk düzenine yönelik daha geniş bir meydan okumanın parçası olarak görülüyor. Washington, uzun süredir UCM'nin kendi vatandaşları üzerinde yargı yetkisi kullanmasına karşı çıkıyor ve mahkemeyi siyasi amaçlarla hareket etmekle suçluyor. Ancak insan hakları örgütleri ve hukukçular, bu yaptırımların mahkemeyi caydırmaya yönelik olduğunu ve küresel adalet sistemini zayıflattığını savunuyor.
Navi Pillay'ın açıklamaları, Avrupa Birliği ve diğer UCM üyesi ülkelerden gelen tepkilerle paralellik gösteriyor. AB, ABD'nin yaptırım kararlarını kınamış ve mahkemeye olan desteğini yinelemişti. Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar da yaptırımların "adaleti sabote etme" girişimi olduğunu belirtmişti. Uzmanlar, ABD'nin bu adımlarının UCM'nin etkinliğini azaltabileceği gibi, diğer ülkelerin de benzer baskı araçlarına başvurmasına yol açabileceği endişesini taşıyor.
Öte yandan, UCM'nin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'ne taraf olmayan ABD, mahkemenin yargı yetkisini tanımadığını defalarca dile getirdi. Ancak pillay gibi deneyimli isimler, bu tutumun uluslararası teamüllere aykırı olduğunu vurguluyor. Pillay, "Uluslararası hukukun temel taşı olan bir mahkemeye yönelik bu tür saldırılar, sadece bugünü değil, gelecekteki hesap verebilirlik mekanizmalarını da baltalıyor" şeklinde konuştu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taraf olmasa da, ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımları, uluslararası hukuk düzenine yönelik bir müdahale olarak Ankara'nın da yakından takip ettiği bir konu. Türkiye, son yıllarda uluslararası kurumlarda çok taraflılığın güçlendirilmesi çağrısı yapıyor ve özellikle Filistin meselesinde UCM'nin rolünü savunuyor. ABD'nin yaptırımları, Türkiye'nin savunduğu adalet temelli uluslararası sistem vizyonuna aykırı düşüyor. Ayrıca, yaptırımların İsrail lehine bir sonuç doğurması, bölgede Türkiye'nin pozisyonunu zorlaştırabilir. Bu gelişme, Ankara'nın uluslararası hukuk ve adalet konusundaki söylemlerini daha da güçlendirmesine yol açabilir.