Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega, ülkesini uluslararası yaptırımlara ve iç karışıklığa rağmen ayakta tutmak için Çin ve Rusya'nın sunduğu bir "otoriter hayatta kalma paketine" yöneldi. Ancak bu desteğin bedeli, ülkenin egemenliğini ve ekonomik istikrarını sistematik olarak kaybetmesi oldu. Bu paket, Nikaragua'nın bağımsız dış politika yürütme kabiliyetini zayıflatırken, ülkeyi büyük güçlerin jeopolitik rekabetinin bir parçası haline getiriyor.
Dış Destekle Ayakta Kalan Rejim
Daniel Ortega ve eşi Yardımcı Devlet Başkanı Rosario Murillo, 2018 yılında başlayan kitlesel protestoları şiddetle bastırdıktan sonra uluslararası toplumdan giderek izole oldu. ABD, Avrupa Birliği ve birçok Latin Amerika ülkesi, insan hakları ihlalleri ve demokratik gerileme nedeniyle Nikaragua'ya yaptırımlar uyguladı. Bu baskılar altında Ortega yönetimi, Çin ve Rusya ile derin bir ittifaka yöneldi.
Çin, Nikaragua ile 2021 yılında diplomatik ilişkileri yeniden tesis etti ve ardından ülkeye büyük altyapı yatırımları ve krediler sağladı. Rusya ise askeri işbirliğini artırdı, Nikaragua ordusuna eğitim ve ekipman desteği verdi. Bu destek, Ortega'nın uluslararası yaptırımlara rağmen iktidarını sürdürmesine olanak tanıdı.
Ancak bu yardımların karşılığında Nikaragua, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında stratejik varlıklarını ve doğal kaynaklarını Çin şirketlerine açtı. Örneğin, Çin'e ait bir şirket ülkenin havalimanı işletmesini devraldı. Benzer şekilde, Rusya ile askeri işbirliği anlaşmaları, Nikaragua'nın kendi savunma politikasını belirleme yetkisini sınırladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Nikaragua'daki bu dönüşüm, Latin Amerika'da otoriter yönetimlerin dış güçlerle ittifak kurarak nasıl hayatta kalabildiğinin bir örneği olarak değerlendiriliyor. Venezuela ve Küba gibi diğer ülkeler de benzer şekilde Çin ve Rusya'dan destek alıyor. Bu, ABD'nin Monroe Doktrini'ni yeniden canlandırmasına ve Latin Amerika'da nüfuz mücadelesini artırmasına yol açtı.
Küresel düzeyde, Nikaragua'nın Çin ve Rusya'ya yönelmesi, bu iki ülkenin ABD'nin "arka bahçesi" olarak görülen bir bölgede etkisini artırma stratejisinin bir parçası. Çin, Nikaragua'daki liman ve altyapı projeleriyle Pasifik-Atlantik ticaret koridorunda söz sahibi olmayı hedefliyor. Rusya ise Nikaragua'daki askeri varlığını kullanarak ABD'nin Ukrayna'ya verdiği desteğe misilleme yapmayı amaçlıyor.
Bu gelişmeler, küresel güç dengelerini etkilerken, Orta Amerika'daki istikrarı da tehdit ediyor. Uzmanlar, Nikaragua'nın bu şekilde dışa bağımlı hale gelmesinin uzun vadede ülkenin kalkınmasına zarar vereceğini ve demokratik kurumlarını tamamen yok edeceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nikaragua'daki bu gelişme, Türkiye açısından doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşturmasa da, küresel jeopolitik dengelerdeki kaymanın bir göstergesi olarak önem taşıyor. Türkiye, Latin Amerika ile ticari ve diplomatik ilişkilerini çeşitlendirme stratejisi izlerken, Çin ve Rusya'nın bölgedeki artan nüfuzu Türkiye'nin bu ülkelerle olan rekabetini etkileyebilir. Ayrıca, otoriter rejimlerin dış destekle ayakta kalması, uluslararası sistemde demokrasi ve insan hakları normlarının zayıflamasına yol açarak Türkiye'nin de içinde bulunduğu uluslararası toplumun ortak değerlerini sarsmaktadır. Bu bağlamda, Nikaragua örneği, küçük devletlerin büyük güçler arasındaki rekabette nasıl araçsallaştırılabileceğini göstermesi açısından Türk dış politikası için bir uyarı niteliğindedir.