Nijerya’da kuraklık, uzun süredir çiftçi ve hayvancı topluluklar arasındaki şiddet olaylarının temel nedeni olarak gösteriliyordu. Ancak yeni bir akademik araştırma, bu çatışmaların asıl olarak Müslüman hayvancı grupların yoğun olarak Hristiyan nüfusun yaşadığı bölgelere göç etmesiyle tetiklendiğini ortaya koyuyor. Araştırmacılar, iklim değişikliğinin etkisiyle artan kuraklığın, var olan dini ve etnik gerilimleri keskinleştirerek toprak rekabetini ölümcül bir boyuta taşıdığını belirtiyor. Nijerya’nın orta kuşağı, yıllardır bu iki grup arasındaki çatışmalara sahne olurken, son dönemdeki veriler dini kimliğin belirleyici rolünü gözler önüne seriyor.
Kuraklık değil, dini kutuplaşma tetikliyor
Araştırma, 2000-2020 yılları arasında Nijerya genelinde yaşanan 1.500’den fazla çatışma olayını analiz etti. Sonuçlar, kuraklık dönemlerinde çatışmaların yalnızca Müslüman hayvancılarla Hristiyan çiftçilerin karşılaştığı bölgelerde anlamlı ölçüde arttığını gösteriyor. Buna karşın, aynı dini gruba mensup topluluklar arasında kuraklık dönemlerinde çatışma sıklığında belirgin bir artış yaşanmıyor. Bu bulgu, kuraklığın tek başına şiddeti açıklamakta yetersiz kaldığını, asıl katalizörün dini ve etnik fay hatları olduğunu ortaya koyuyor. Nijerya’nın orta eyaletlerinde (Plateau, Benue, Taraba gibi) Müslüman Fulani çobanları, kuraklık nedeniyle güneye inerken, bölgede yerleşik Hristiyan çiftçilerle toprak ve su kaynakları için rekabete giriyor. Bu rekabet, zamanla silahlı çatışmalara, köy baskınlarına ve kitlesel göçlere yol açıyor.
Uzmanlar, bu çatışmaların çoğu zaman “çiftçi-çoban çatışması” olarak etiketlendiğini, ancak dini boyutun göz ardı edildiğini vurguluyor. Oysa Nijerya’nın kuzeyi ağırlıklı olarak Müslüman, güneyi ise Hristiyan nüfustan oluşuyor. Orta kuşak ise bu iki büyük dini grubun geçiş bölgesi konumunda. Araştırmaya göre, iklim değişikliği kaynaklı kuraklık, bu geçiş bölgesindeki hassas dengeyi bozarak çatışmayı körüklüyor. Ancak asıl belirleyici faktör, dini kimlik temelinde oluşan “biz ve onlar” ayrışması. Bu ayrışma, kaynak kıtlığını bir varoluş mücadelesine dönüştürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Nijerya, Afrika’nın en kalabalık ülkesi ve aynı zamanda kıtanın en büyük ekonomilerinden biri. Ülke içindeki bu çatışmalar, sadece Nijerya’yı değil, tüm Sahel bölgesini etkiliyor. İklim değişikliği, özellikle Batı Afrika’da tarım ve hayvancılık faaliyetlerini ciddi şekilde tehdit ediyor. Kuraklık dönemlerinde hayvancıların güneye doğru zorunlu göçü, komşu ülkelerde de benzer gerilimlere yol açıyor. Kamerun, Çad ve Nijer gibi ülkeler de aynı dinamiklerle karşı karşıya. Bu durum, bölgesel güvenlik krizine dönüşme potansiyeli taşıyor.
Uluslararası toplum, Nijerya hükümetine ve komşu ülkelere iklim değişikliğiyle mücadele ve kalkınma yardımları sağlıyor. Ancak araştırmacılar, bu yardımların çatışmayı azaltmak için yeterli olmadığını, dini ve etnik gruplar arası diyaloğu teşvik eden politikaların da geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Aksi takdirde, kuraklık dönemleri daha büyük insani krizlere ve bölgesel istikrarsızlığa yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nijerya’daki dini temelli çatışmalar, Türkiye’nin Afrika politikası açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye, son yıllarda Afrika’da ekonomik ve diplomatik nüfuzunu artırmış, özellikle savunma sanayii ve kalkınma yardımlarıyla bölgede aktif rol almıştır. Nijerya, Türkiye’nin Sahra Altı Afrika’daki en büyük ticaret ortaklarından biridir. Ülkedeki istikrarsızlık, Türk yatırımlarını ve ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Nijerya’daki dini kutuplaşma, Müslüman bir ülke olarak Türkiye’nin itibarını ve arabuluculuk potansiyelini etkileyebilir. Türkiye, Nijerya’daki barış süreçlerine katkı sağlayarak hem kendi çıkarlarını hem de bölgesel istikrarı koruyabilir. Bununla birlikte, iklim değişikliğinin güvenlik risklerini artırdığı gerçeği, Türkiye’nin Afrika politikasında çevresel faktörleri daha fazla dikkate alması gerektiğini göstermektedir.