Eski ABD İsrail Büyükelçisi Tom Nides, İran ile yaşanan krizde askeri seçeneklerin kalıcı bir çözüm getirmeyeceğini, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve Tahran'ın nükleer programının ele alınması için bölgesel müttefiklerin katılacağı müzakerelerin tek gerçekçi yol olduğunu savundu. Nides, rejim değişikliği fikrinin de gerçekçi olmadığını belirterek diplomasi masasına dönülmesi gerektiğini vurguladı. Bu açıklamalar, ABD ve İsrail arasında İran'a yönelik strateji farklılıklarının su yüzüne çıktığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin arka planı
Tom Nides, 2021-2023 yılları arasında ABD'nin Tel Aviv Büyükelçisi olarak görev yapmış ve İsrail-ABD ilişkilerinde önemli bir isim olarak öne çıkmıştı. Nites'in bu yorumları, Orta Doğu'da artan gerilim ve İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası toplumun çıkmaza girdiği bir döneme denk geliyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak, herhangi bir kapatma girişimi küresel enerji piyasalarını derinden etkileyebilir.
Nides, düşünce kuruluşu etkinliklerinde yaptığı konuşmada, "İran ile savaş seçeneği masada olabilir ancak bu kalıcı bir istikrar sağlamaz. Askeri operasyonların sonuçları öngörülemez ve bölgesel dengeleri daha da bozar" ifadelerini kullandı. Ayrıca, müzakerelerin sadece İran ile değil, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Türkiye gibi bölge ülkelerinin de dahil olduğu kapsamlı bir çerçevede yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi. Bu ülkelerin hem Hürmüz Boğazı'nın güvenliği hem de İran'ın bölgesel davranışları üzerinde doğrudan etkisi bulunuyor.
Nides'in rejim değişikliği konusundaki karamsarlığı da dikkat çekti. "Rejim değişikliği hayali abartılıyor. İran'da istikrarı sağlamak kolay değil; muhalefet zayıf ve dış müdahale durumu daha da karmaşık hale getirebilir" diyen Nides, mevcut yönetimle angaje olmanın pragmatik bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Bu söylem, Washington'da İran'a yönelik sertlik yanlısı çevrelerin aksine, diplomatik çözümü önceleyen bir yaklaşımı temsil ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran ile müzakerelerin yeniden başlaması, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) akıbetiyle de yakından ilişkili. ABD'nin 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından uygulanan yaptırımlar, Tahran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırmasına yol açtı. Bugün İran, yüzde 60'a varan uranyum zenginleştirme oranıyla nükleer silah üretme kapasitesine çok yakın. Bu durum, İsrail için varoluşsal bir tehdit olarak değerlendiriliyor ve Tel Aviv'in zaman zaman askeri operasyon sinyalleri vermesine neden oluyor.
Nides, İsrail'in güvenlik endişelerini anladığını ancak "kalıcı bir çözüm ancak müzakere masasında bulunabilir" dedi. Ayrıca, bölgesel bir müzakere sürecinin, İran'ın nükleer programının yanı sıra balistik füze programı, vekil güçler ağı ve Hürmüz Boğazı'ndaki tehditkar tutumu gibi konuları da kapsayabileceğini belirtti. Bu kapsamlı bir anlaşmanın, mevcut JCPOA'dan daha sürdürülebilir olabileceğini ifade etti.
Uzmanlar, Nides'in yorumlarını, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İran'a yönelik mevcut politikalarına bir gönderme olarak yorumluyor. Biden yönetimi, JCPOA'ya yeniden dönmek için görüşmeler yürütmüş ancak kesin bir sonuç alamamıştı. İsrail'de ise aşırı sağcı hükümetin İran'a yönelik sert söylemleri, ABD ile gerilimi artırıyor. Nides'in açıklamaları, iki ülke arasındaki bu görüş ayrılığını yansıtıyor ve diplomatik kanalların yeniden canlandırılması çağrısı olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile olası bir savaş veya bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'yi doğrudan etkileyecek bir gelişmedir. Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırına sahip ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını komşusundan karşılıyor. Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve dış ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'daki bir çatışma, Suriye ve Irak'ta zaten kırılgan olan güvenlik ortamını daha da kötüleştirir, göç dalgalarına yol açabilir. Türkiye'nin bölgesel aktörlerle işbirliği yaparak diplomatik çözümü desteklemesi, kendi ulusal çıkarlarına hizmet edecektir. Nides'in çağrısı, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu diplomasi öncelikli yaklaşımla örtüşüyor ve Ankara'nın bölgesel bir müzakere sürecinde aktif rol oynaması için bir fırsat oluşturabilir.