New York Valisi Kathy Hochul'un (soyadı Mamdani değil, ancak başlıkta geçen isim kastedilen kişiyi yanlış tanımlıyor; düzeltme ile) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu tutuklatma çağrısı, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Kasım 2024'te çıkardığı tutuklama emrinin ABD'de uygulanamayacağı gerçeğiyle karşılaştı. Lahey merkezli UCM, Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gerekçesiyle tutuklama emri çıkarmıştı. Ancak ABD, UCM'nin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'ne taraf değil ve ABD vatandaşlarının UCM yargı yetkisine tabi olmasını engelleyen yasaları (American Service-Members' Protection Act) bulunuyor. Bu nedenle, New York valisinin yetkileri ABD federal yasaları ve uluslararası anlaşmalarla sınırlandırılmış durumda. Mamdani veya herhangi bir eyalet valisi, UCM kararlarını doğrudan uygulama yetkisine sahip değil.
UCM'nin Netanyahu kararı ve ABD'nin tutumu
UCM, 21 Kasım 2024'te Netanyahu ve Gallant hakkında 7 Ekim 2023 sonrası Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama emri çıkardı. Mahkeme, İsrail liderlerinin sivil nüfusa yönelik saldırıları, insani yardımların engellenmesi ve orantısız güç kullanımı gibi eylemlerden sorumlu olduğunu belirtti. Ancak İsrail ve ABD, UCM'nin İsrail üzerinde yargı yetkisi olmadığını savunuyor. ABD Başkanı Joe Biden, UCM kararını "skandal" olarak nitelendirirken, Kongre'deki Cumhuriyetçiler UCM'ye yaptırım uygulanmasını önerdi. ABD'nin UCM'yi tanımaması, eyalet düzeyinde bile bu kararların uygulanmasını imkansız kılıyor. Ayrıca ABD yasaları, UCM'nin ABD vatandaşları veya müttefikleri üzerinde yargı yetkisi kullanmasını engellemek için tasarlanmıştır. Bu yasal çerçeve, Mamdani gibi valilerin Netanyahu'yu tutuklamasının önündeki en büyük engeldir.
Bölgesel ve küresel boyut
UCM'nin bu kararı, uluslararası hukukun üstünlüğü ve egemenlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Bir yandan insan hakları örgütleri kararı memnuniyetle karşılarken, diğer yandan ABD ve İsrail başta olmak üzere bazı ülkeler mahkemenin yetkisini tanımıyor. Avrupa Birliği ise UCM kararlarına saygı gösterilmesi çağrısı yaparken, birçok AB ülkesi Netanyahu'nun olası bir ziyaretinde tutuklanacağını açıkladı. Ancak ABD topraklarında durum farklı. ABD, UCM statüsünü imzalamış ancak onaylamamış ülkeler arasında yer alıyor. Bu nedenle, UCM kararları ABD'de doğrudan bağlayıcı değil. Mamdani'nin çağrısı sembolik bir anlam taşısa da, hukuki ve siyasi gerçekler bu adımın atılmasını engelliyor. Öte yandan, uluslararası toplumda İsrail'e yönelik artan baskı, Netanyahu'nun seyahatlerini kısıtlıyor ve diplomatik alanını daraltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'in Gazze'deki eylemlerine yönelik sert eleştirileriyle biliniyor. UCM'nin Netanyahu hakkındaki tutuklama emri, Türkiye'nin uluslararası hukuk ve adalet vurgusunu güçlendiriyor. Ancak ABD'deki bu hukuki engeller, uluslararası kararların uygulanmasında büyük güçlerin çifte standardını gözler önüne seriyor. Türkiye'nin bu süreçte UCM kararını desteklemesi, Ankara'nın Filistin yanlısı duruşunu pekiştirirken, ABD-İsrail ittifakının sarsılmaz yapısı karşısında etkisiz kalabileceğini de gösteriyor. Yine de Türk dış politikası, uluslararası platformlarda bu tür kararların takipçisi olarak adalet arayışını sürdürecektir.