İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun son haftalarda Türkiye'ye yönelik sertleşen söylemleri, aslında iç siyasi dengeleri koruma ve seçim stratejisi olarak okunuyor. İsrail'de yaklaşan genel seçimler öncesinde kamuoyunun dikkatini kendi yargı sorunlarından uzaklaştırmak isteyen Netanyahu, geleneksel bir yönteme başvurarak dış tehdit algısını körüklüyor. Uzmanlara göre, Ankara'nın fiili tehdit oluşturma kapasitesi abartılırken, asıl amaç iç muhalefeti susturmak ve koalisyon ortaklarını bir arada tutmak.
Gelişmenin Arka Planı
Netanyahu, son dönemde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Hamas'a verdiği desteğe atıfta bulunarak, Türkiye'nin İsrail için ciddi bir güvenlik riski haline geldiğini iddia etti. Ancak diplomatik kaynaklar, iki ülke arasında doğrudan bir askeri çatışma riskinin bulunmadığını, tansiyonun daha çok söylem düzeyinde kaldığını belirtiyor. Netanyahu'nun bu çıkışı, aynı zamanda İran ve Hizbullah gibi geleneksel tehditlere odaklanan İsrail güvenlik bürokrasisi içinde de şaşkınlık yarattı. Öte yandan, son yıllarda normalleşme sürecine giren Ankara-Tel Aviv ilişkileri, karşılıklı ticaret ve enerji iş birliği gibi konularda ilerleme kaydetmişken, Netanyahu'nun bu hamlesi iş birliği zeminini zayıflatıyor.
İsrail medyasında yer alan analizlere göre, Netanyahu'nun Türkiye kartını kullanmasının bir diğer nedeni, aşırı sağcı koalisyon ortaklarını memnun etmek. Özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi isimler, İsrail'in Türkiye'ye karşı daha sert bir tutum almasını savunuyor. Netanyahu, bu kesimleri oyalamak için söylemini sertleştirirken, aslında gerilimi tırmandırmak istemiyor. Zira İsrail'in kuzey sınırında Hizbullah ile yaşanan gerginlik ve Gazze'deki durum, başka bir cephe açılmasını riskli kılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Netanyahu'nun Türkiye'yi hedef alması, bölgesel dengeleri de etkiliyor. Türkiye'nin NATO üyesi olması ve Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları, İsrail'in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ittifakını güçlendirirken, Ankara ile rekabeti artırıyor. Ancak ABD ve Avrupa Birliği, iki ülke arasındaki gerilimin kontrolden çıkmasını istemiyor. Washington, özellikle İran'a karşı ortak tehdit algısı nedeniyle Ankara ile Tel Aviv arasında bir diyalog kanalının açık kalmasını tercih ediyor. Öte yandan, Rusya ve Çin gibi aktörler de bölgedeki nüfuz mücadelesinde Türkiye-İsrail gerilimini kendi lehlerine kullanmaya çalışıyor. Netanyahu'nun abartılı söylemleri, aslında uluslararası kamuoyunda İsrail'in yalnızlaşmasına yol açabilir; zira birçok ülke, İsrail'in Filistin politikasını eleştirirken, Türkiye'yi hedef almasını samimi bulmuyor.
Ekonomik boyutta ise, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2023'te 7 milyar dolara ulaşmışken, gerilim bu ilişkiyi zedeleyebilir. İsrail, doğalgaz ihracatı için Türkiye'yi bir alternatif olarak görmekteydi; ancak siyasi tansiyon, bu projeyi askıya alabilir. Türkiye ise İsrail'e yönelik ihracatında kayıp yaşayabilir; ancak Ankara, bu açığı farklı pazarlarla kapatma potansiyeline sahip.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun Türkiye'yi hedef alan söylemleri, Ankara açısından doğrudan bir askeri tehdit oluşturmamakla birlikte, diplomatik ve ekonomik sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji jeopolitiğinde İsrail ile iş birliğini sürdürmek isterken, Netanyahu'nun bu hamlesi normalleşme sürecini sekteye uğratabilir. Öte yandan, Ankara'nın Filistin davasına verdiği destek ve Hamas ile ilişkileri, İsrail'in güvenlik kaygılarını beslemektedir. Türkiye, bu gelişme karşısında sakin ve rasyonel bir tutum sergileyerek, iç kamuoyuna yönelik sert söylemlerden kaçınmalı, ancak Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını korumak için alternatif ittifaklar geliştirmelidir. ABD ve AB nezdinde girişimlerde bulunarak, Netanyahu'nun abartılı söylemlerinin uluslararası camiada karşılık bulmasını engellemek, Ankara'nın öncelikli diplomatik hedefi olmalıdır.