İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yıllardır siyasi meşruiyetini ABD Başkanı Donald Trump’la kurduğu sıkı ilişkiye dayandırıyordu. Ancak Trump’ın Beyaz Saray’daki son günlerinde yaşanan gelişmeler, Netanyahu’nun bu stratejisinin çöküş noktasına geldiğini gösteriyor. İki lider arasında daha önce hiçbir Amerikan başkanının yapmadığı kadar yakın bir iş birliği varken, şimdi Netanyahu, Trump’ın kendisini bir koz olarak kullandığını ve artık elinin zayıfladığını fark etmiş durumda. Bu durum, İsrail siyasetinde derin bir krize işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı: Trump-İsrail İlişkilerinin Dönüşümü
Netanyahu ile Trump arasındaki ittifak, özellikle 2017’de ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliğini taşımasıyla sembolik bir zirveye ulaşmıştı. Ardından Trump, İsrail’in çıkarlarına uygun şekilde İran nükleer anlaşmasından çekilmiş, Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanımış ve İbrahim Anlaşmaları ile bazı Arap ülkelerini normalleşmeye ikna etmişti. Ancak Trump’ın ikinci dönem seçim yenilgisi ve ardından 6 Ocak’taki Kongre baskını, Netanyahu’yu zor durumda bıraktı. Netanyahu, Biden’ın seçim zaferini geç tebrik ettiği için Amerikan Demokratlarıyla arasını iyice bozmuştu. Trump’ın siyasi olarak zayıflaması, Netanyahu’nun Amerikan desteğine olan bağımlılığını açığa çıkardı.
Netanyahu’nun ülke içindeki sorunları da büyüyor. Yolsuzluk davaları, siyasi kriz ve koronavirüs salgını yönetimindeki başarısızlıklar, popülaritesini ciddi şekilde düşürdü. Trump’la olan yakınlığı artık bir avantaj değil, tam tersine bir yük haline geldi. İsrail siyasetinde Netanyahu’nun ‘Bibi’ imajı, artık kazanan değil kaybeden bir lider profili çiziyor. Bu dönüşüm, İsrail’in iç siyasetinde yeni bir denklemin habercisi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ABD-İsrail İlişkilerinde Yeni Dönem
Netanyahu’nun Trump’la ittifakının sona ermesi, sadece iki lider arasındaki kişisel ilişkiyi değil, aynı zamanda ABD-İsrail stratejik ortaklığının geleceğini de etkileyecek. Biden yönetimi, İran nükleer anlaşmasına yeniden katılmaya, Filistin sorununda iki devletli çözümü yeniden canlandırmaya ve İsrail’in ilhak planlarına karşı çıkmaya hazırlanıyor. Bu durum, Netanyahu için ciddi bir dış politika sorunu yaratıyor. Ayrıca İsrail, uluslararası kamuoyunda giderek artan bir şekilde insan hakları ihlalleriyle anılıyor; Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Filistin topraklarındaki savaş suçları soruşturması da Netanyahu’nun başını ağrıtıyor.
Bölgesel olarak, İbrahim Anlaşmaları’nın geleceği de belirsizleşiyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Sudan’la normalleşme, Trump yönetiminin baskısıyla mümkün olmuştu. Biden döneminde bu ülkelerin İsrail’e mesafeli durması bekleniyor. Ayrıca Suudi Arabistan ve İran arasındaki yumuşama, Ortadoğu’daki ittifakların yeniden şekillenmesine yol açacak. Netanyahu’nun eli artık hem ABD’de hem bölgede zayıf.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu’nun Trump’la ittifakının zayıflaması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Filistin politikaları açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Trump döneminde İsrail’e verilen sınırsız destek, Türkiye’nin Filistin davasındaki pozisyonunu zora sokuyordu. Biden yönetiminin iki devletli çözüme dönüş sinyalleri, Türkiye’nin BM ve diğer platformlarda Filistin’e verdiği desteği güçlendirebilir. Ayrıca İsrail’in Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerindeki hegemonyasının sorgulanması, Türkiye’nin KKTC ve Libya’yla yaptığı anlaşmaların önemini artırabilir. Ancak, ABD-İsrail ilişkilerindeki bu kırılmanın geçici olabileceği ve stratejik ortaklığın derinliğinin uzun vadede devam edeceği unutulmamalıdır. Türkiye’nin bu süreçte dengeleyici bir rol oynama potansiyeli bulunuyor.