İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun siyasi geleceği, yolsuzluk davaları ve koalisyon krizleriyle sarsılırken, yeni bir askeri çatışmanın onu iktidarda tutup tutamayacağı tartışma konusu oldu. Gazeteci Jasim Al-Azzawi ile Elhanan Miller'ın ortak podcast yayınında ele alınan bu soru, İsrail'in kuzey sınırında Hizbullah'la yaşanan gerilim ve Gazze'deki ablukanın devam ettiği bir dönemde gündeme geldi. Netanyahu'nun daha önce 2019 ve 2020'deki siyasi krizlerinde Gazze'ye yönelik askeri operasyonları 'oyunun kurallarını değiştiren' adımlar olarak kullandığı belirtilirken, şimdi de Lübnan sınırında geniş çaplı bir harekâtın benzer bir işlev görebileceği iddia ediliyor. Özellikle İsrail'in kuzeyindeki 28 bin yerleşimcinin evlerine dönememesi, Netanyahu'yu hem askeri hem siyasi bir çözüm arayışına itiyor. Miller, Netanyahu'nun kişisel çıkarları ile ulusal güvenliği birbirine karıştırdığını savunurken, Al-Azzawi ise bölgesel dengelerin İsrail'in Lübnan'da kapsamlı bir operasyon yapmasına izin vermeyeceğini vurguluyor.
Netanyahu'nun siyasi krizi ve 'savaş' denklemi
Netanyahu, 2019'dan bu yana üç kez seçim geçirmesine rağmen istikrarlı bir hükümet kuramamış, en son 2022 sonunda aşırı sağcı koalisyon ortaklarıyla anlaşarak yeni bir kabine kurmuştu. Ancak bu kabine de yargı reformu protestoları ve iç çekişmelerle sarsılıyor. Podcast'te tartışılan en kritik nokta, Netanyahu'nun yeni bir askeri kriz yaratarak dikkatleri bu sorunlardan uzaklaştırma ihtimali. 2014'teki Gazze savaşı öncesinde de Netanyahu'nun popülaritesinin düştüğü, ancak savaşla birlikte toparlandığı hatırlatılıyor. Bugün de benzer bir senaryo için zemin hazır: Hizbullah'ın sınırı artırması, İsrail'in kuzeyindeki güvenlik boşluğu ve İran'ın bölgedeki nüfuzu. Uzmanlar, tam ölçekli bir savaşın Netanyahu'ya 'geçici bir soluk' getirebileceğini, ancak uzun vadede İsrail'in uluslararası prestijine zarar vereceğini belirtiyor. Ayrıca ABD yönetiminin, özellikle seçim yılında, İsrail'i geniş çaplı bir çatışmadan caydırmaya çalıştığı ifade ediliyor.
Bölgesel boyut: Lübnan-İsrail sınırı ve Hizbullah faktörü
Podcast'in ikinci bölümünde Jasim Al-Azzawi, Lübnan eski Genelkurmay Başkanı Joseph Aoun ve diğer yetkililerle yaptığı görüşmelere atıfta bulunarak, Lübnan-İsrail arasındaki deniz sınırı anlaşmasının aslında bir 'geçici ateşkes' olduğunu söylüyor. Taraflar karşılıklı olarak anlaşmayı kazanım olarak sunsa da, Hizbullah'ın füze kapasitesi ve İsrail'in hava üstünlüğü arasında kırılgan bir denge var. Al-Azzawi, 'Kim kazandı?' sorusuna net bir yanıt vermenin zor olduğunu, ancak kısa vadede Hizbullah'ın diplomatik kazanım elde ettiğini, uzun vadede ise İsrail'in enerji güvenliğini garanti altına aldığını belirtiyor. ABD'nin arabuluculuğunda yapılan anlaşma, bölgede yeni bir çatışma riskini azaltsa da, taraflar arasındaki güvensizlik derin. Özellikle İsrail'in Gazze politikası ve işgal altındaki topraklardaki yerleşim faaliyetleri, Hizbullah'ın elini güçlendiriyor. Son olarak, Suudi Arabistan'ın İran'la normalleşme adımları, Lübnan-İsrail denkleminde yeni bir parametre olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun olası bir savaş senaryosu, Türkiye için birden fazla risk barındırıyor. İsrail-Hizbullah çatışması, Suriye'deki İran varlığı ve Doğu Akdeniz'deki enerji hatları Türkiye'nin güvenlik ve çıkar alanlarına doğrudan etki eder. Türkiye, İsrail'le son dönemde normalleşme adımları atarken, Filistin davasına verdiği destekten de vazgeçmiş değil. Başka bir savaş, Ankara'yı hem NATO müttefiki ABD ile hem de bölgedeki diğer aktörlerle zorlu bir denge politikasına itebilir. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon arama faaliyetleri, İsrail-Lübnan anlaşması sonrası yeni bir boyut kazanmıştı; geniş çaplı bir çatışma, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit edebilir. Dolayısıyla Türkiye, diplomatik kanalları açık tutarak krizin yayılmasını engellemeye çalışacaktır.