İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (ICC) hakkında çıkardığı tutuklama emrine rağmen geçtiğimiz günlerde ABD'ye resmi bir ziyaret gerçekleştirdi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuştu. BBC muhabiri Nada Tawfik'in analizine göre, Netanyahu'nun tutuklanmamasının ardında yatan temel neden, ABD'nin ICC'ye taraf olmaması ve mahkemenin yargı yetkisini tanımaması. Bu durum, uluslararası hukukun uygulanmasındaki siyasi ve hukuki engelleri bir kez daha gözler önüne serdi.
Tutuklama Emrinin Arka Planı
Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2024 yılında İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları sırasında işlendiği iddia edilen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle Başbakan Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. Mahkeme, aynı zamanda Hamas liderleri hakkında da benzer suçlamalarla tutuklama emri düzenlemişti. Bu karar, uluslararası alanda geniş yankı uyandırmış ve İsrail'in en üst düzey yetkililerinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamayı amaçlamıştı.
Ancak ICC'nin yargı yetkisi, Roma Statüsü'ne taraf olan 124 ülke ile sınırlı. ABD, İsrail, Çin, Rusya gibi önemli aktörler bu statüye taraf değil. Dolayısıyla Netanyahu, ABD topraklarında bulunduğu sürece tutuklanma riski taşımıyor. Zira ABD, ICC'nin meşruiyetini sorguluyor ve hatta mahkeme yetkililerine yaptırım uygulama tehdidinde bulunmuştu.
ABD'nin Tutumu ve Uluslararası Hukuk
ABD yönetimi, ICC'nin Netanyahu hakkındaki kararını "skandal" olarak nitelendirmiş ve mahkemenin İsrail'e karşı önyargılı olduğunu savunmuştu. Başkan Joe Biden döneminde başlayan bu tutum, yeni yönetimde de devam ediyor. ABD'nin pozisyonu, ICC'nin yargı yetkisini tanımamakla kalmıyor, aynı zamanda mahkemenin İsrail üzerindeki baskısını da zaafa uğratıyor.
Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'nda konuşma yapması, İsrail'in uluslararası platformlarda kendini savunma stratejisinin bir parçası. Konuşmasında İran'ın nükleer programına ve bölgesel tehditlere vurgu yapan Netanyahu, İsrail'in güvenlik kaygılarını dile getirdi. ABD ziyareti sırasında ise Kongre'de konuşma yapması ve üst düzey yetkililerle görüşmesi, İsrail'in ABD ile olan stratejik ittifakını pekiştirme amacını taşıyordu.
Uluslararası hukuk uzmanları, ICC kararlarının uygulanmasının büyük ölçüde siyasi iradeye bağlı olduğunu belirtiyor. Taraf ülkelerin çoğu, Netanyahu'yu tutuklama konusunda isteksiz davranabilir; zira bu adım, İsrail ile ilişkileri germenin yanı sıra ABD ile de gerilim yaratabilir. Nitekim bazı Avrupa ülkeleri, ICC kararına rağmen Netanyahu'yu ağırlamakta tereddüt etmeyeceklerini ima etmişti.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Netanyahu'nun ABD ziyareti ve BM konuşması, Orta Doğu'daki dengeler açısından kritik bir dönemeçte gerçekleşti. İsrail, Gazze'deki savaşın ardından bölgesel bir yeniden yapılanma sürecine girerken, uluslararası meşruiyet arayışını sürdürüyor. ICC kararının gölgesinde yapılan bu ziyaret, İsrail'in ABD'nin desteğini ne kadar önemsediğini gösteriyor.
Öte yandan, ICC'nin kararı, uluslararası adaletin seçici olduğu yönündeki eleştirileri de beraberinde getirdi. Afrika ve Asya'daki bazı ülkeler, mahkemenin Batı yanlısı bir tutum sergilediğini savunuyor. Netanyahu'nun yargılanmaması, bu algıyı güçlendirebilir. Ayrıca, İsrail'in BM'de konuşma yapması, birçok ülkenin tepkisine yol açtı; bazı delegasyonlar salonu terk etti.
ABD'nin ICC'ye yönelik tutumu, uluslararası hukukun geleceği açısından da belirleyici. Eğer ABD, mahkemeye yönelik yaptırımları sürdürürse, ICC'nin etkinliği daha da azalabilir. Bu durum, savaş suçları ve insan hakları ihlallerinin cezasız kalmasına zemin hazırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ICC'nin Netanyahu hakkındaki tutuklama kararını desteklediğini açıklamış ve İsrail'in Gazze'deki eylemlerini soykırım olarak nitelendirmişti. Ancak Netanyahu'nun ABD'de serbestçe dolaşması, uluslararası hukukun uygulanabilirliğine dair Türkiye'nin haklı endişelerini artırıyor. Türkiye, bölgede adaletin tesisi için ICC'nin daha etkin olması gerektiğini savunuyor. Öte yandan, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, Türkiye-ABD ilişkilerinde var olan gerilimleri derinleştirebilir. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde İsrail'e yönelik diplomatik baskıyı artırması ve uluslararası platformlarda konuyu gündemde tutması bekleniyor. Ayrıca, Türkiye'nin kendi kamuoyunda Filistin davasına verdiği destek, hükümetin dış politikasını şekillendirmede önemli bir faktör olmaya devam ediyor.