İngiltere, Fransa ve Kanada'nın da aralarında bulunduğu 12 ülke, Batı Şeria'daki yasa dışı İsrail yerleşimlerine yönelik yeni ticaret kısıtlamaları getireceklerini açıkladı. Ortak yazılı açıklamada, söz konusu adımın iki devletli çözüme olan bağlılığı pekiştirdiği vurgulandı. Ancak diplomatik kaynaklar, uygulamanın büyük ölçüde sembolik kalacağını ve pratikte ciddi bir sonuç doğurmayacağını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da inşa ettiği yerleşimler, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da yerleşimleri açıkça ihlal olarak nitelendiriyor. Buna rağmen İsrail, yerleşim faaliyetlerini sürdürüyor ve son yıllarda genişletme kararları alıyor. Bu durum, Filistin topraklarında iki devletli çözümün uygulanabilirliğini giderek zayıflatıyor.
12 ülkenin ortak açıklaması, İsrail'in yerleşim politikalarına yönelik artan uluslararası tepkinin bir parçası. Daha önce Avrupa Birliği, yerleşimlerle ticarette menşe etiketlemesi konusunda adımlar atmıştı. Ancak bu tür adımlar genellikle bağlayıcı olmayan nitelikte kaldı. Yeni kısıtlamalar kapsamında, yerleşimlerden gelen ürünlere yönelik ithalat kontrollerinin sıkılaştırılması ve kamu ihalelerinden dışlanması gibi önlemler öngörülüyor. Fakat hangi ülkelerin bu kuralları ne ölçüde uygulayacağı belirsiz.
İsrail yönetimi, kararı "ayrımcı" ve "siyasi" olarak nitelendirerek reddetti. İsrail Dışişleri Bakanlığı, söz konusu ülkeleri "terörizmi ödüllendirmekle" suçladı. Filistin yönetimi ise adımı olumlu karşılamakla birlikte, "gerçek yaptırımların" gelmesi gerektiğini savundu. Uzmanlar, bu tür kısıtlamaların İsrail ekonomisi üzerinde hissedilir bir etkisi olmayacağını, zira yerleşim ticaretinin toplam hacminin görece küçük olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Uluslararası toplumun yerleşimlere yönelik tutumu yıllardır ikircikli bir seyir izliyor. Bir yandan hukuki olarak yasa dışı kabul edilirken, diğer yandan birçok ülke İsrail ile ticari ve diplomatik ilişkilerini sürdürüyor. ABD yönetimi, yerleşim karşıtı söylemine rağmen, İsrail'e yönelik yaptırım tehdidinde bulunmaktan kaçınıyor. Avrupa ülkeleri ise zaman zaman açıklamalarla yetiniyor. Bu nedenle 12 ülkenin girişimi, sembolik bir jest olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, İsrail'in son dönemde Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları imzalaması, Filistin meselesini bölgesel gündemin arka planına itti. Suudi Arabistan'ın da benzer bir adım atmaya hazırlandığı konuşuluyor. Böyle bir ortamda, Batı'nın yerleşim karşıtı açıklamaları, İsrail üzerinde caydırıcılık yaratmaktan uzak kalıyor. Ayrıca, Gazze'deki insani kriz ve devam eden çatışmalar, yerleşim meselesine ilişkin uluslararası ilgiyi gölgeliyor.
Uzmanlara göre, ticaret kısıtlamalarının etkili olabilmesi için koordineli ve yaptırım gücü olan mekanizmalara ihtiyaç var. Mevcut haliyle, şirketlerin gönüllü uyumuna dayalı bir sistemin işlemesi zor görünüyor. Ayrıca, İsrail'in teknoloji ve tarım ürünleri ihracatında yerleşimlerin payı sınırlı. Dolayısıyla ekonomik baskı unsuru olarak kalması muhtemel değil.
Diğer taraftan, Filistin yönetimi ve insan hakları örgütleri, bu tür adımların yetersizliğini vurgulayarak, uluslararası toplumu daha cesur olmaya çağırıyor. Ancak Batılı ülkelerin İsrail ile stratejik ilişkileri, daha sert önlemler alınmasının önünde duruyor. Özellikle savunma ve istihbarat iş birliği, birçok ülkenin elini bağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikalarını uzun süredir uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor ve iki devletli çözümü destekliyor. Ancak Türkiye'nin bölgedeki etkisi sınırlı; İsrail ile ilişkiler son yıllarda dalgalı bir seyir izledi. Batılı ülkelerin bu tür sembolik adımları, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirmiyor; aksine, uluslararası toplumun etkisizliğini gösteriyor. Türkiye, Filistin meselesinde daha somut adımlar atılması çağrısında bulunsa da, kendi bölgesel çıkarları ve İsrail ile enerji iş birliği gibi faktörler nedeniyle daha ileri gidemiyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik manevra alanını genişletmiyor; aksine, meselenin giderek sembolik bir düzleme sıkıştığını gösteriyor.