İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ni silahsızlandırma planını uygulamaya çalışırken, bir yandan da zorlu bir seçim öncesinde aşırı sağcı koalisyon ortaklarının taleplerini dengelemeye çalışıyor. Netanyahu, Trump'ın ateşkes ve esir takası anlaşmasının ardından gelen silahsızlanma önerisini kamuoyu önünde desteklerken, özel olarak koalisyonunun devamlılığını sağlamak için hassas bir diplomatik oyun yürütüyor.
Siyasi Baskılar ve Koalisyon Dinamikleri
Netanyahu, 2026 yılında yapılması planlanan genel seçimler öncesinde siyasi geleceğini garanti altına almak için hem sağcı tabanının hem de uluslararası toplumun beklentilerini karşılamak zorunda. Başbakan, Gazze'de kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve Hamas'ın silahsızlandırılması konusunda Trump'ın planına bağlılığını dile getirirken, koalisyonunun önemli bir kanadını oluşturan Dini Siyonizm ve Otzma Yehudit partilerinin liderleri, anlaşmanın güvenlik risklerini artırdığını ve toprak tavizleri içerdiğini öne sürerek sert eleştirilerde bulunuyor.
Özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Netanyahu'nun politika değişikliğine gitmesi halinde koalisyondan ayrılma tehdidinde bulunuyor. Bu durum, Netanyahu'nun hükümetini ayakta tutmak için Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin yeniden inşası gibi konularda esneklik göstermesi gerektiği anlamına geliyor. Uzmanlar, Netanyahu'nun bu dengeyi sağlayamaması durumunda erken seçimlerin kapıda olabileceğini ve siyasi kariyerinin sona erebileceğini belirtiyor.
Trump'ın planı, Gazze'deki tüm ağır silahların teslim edilmesini, Hamas'ın sivil bir siyasi harekete dönüşmesini ve bölgenin uluslararası gözetim altında yeniden imarını öngörüyor. Netanyahu, bu planın İsrail'in güvenlik çıkarlarını koruduğunu savunsa da, sağcı kesim bu planın Hamas'a meşruiyet kazandırdığını ve İsrail'in askeri kazanımlarını zayıflattığını iddia ediyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Gazze'deki silahsızlanma süreci, sadece İsrail iç siyasetini değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakereler, Gazze'nin yeniden inşası ve Filistin yönetiminin rolü gibi konuları da kapsıyor. Hamas'ın silahsızlanmayı kabul etmesi, örgütün uzun vadeli varlığı açısından kritik bir dönüm noktası olabilir; ancak Hamas'ın askeri kanadı, bu tür bir anlaşmaya direnç gösteriyor.
Trump'ın bu sürece olan ilgisi, Orta Doğu'da kalıcı bir çözüm arayışının parçası olarak görülüyor. ABD Başkanı, İsrail ile Suudi Arabistan arasında normalleşme anlaşmasına zemin hazırlamak için Gazze'deki krizi çözmek istiyor. Ancak analistler, bu planın başarıya ulaşmasının zor olduğunu ve bölgedeki diğer aktörlerin, özellikle İran'ın, süreci baltalayabileceğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'de kalıcı bir çözümün sağlanmasını ve Filistin devletinin kurulmasını desteklemektedir. Bu süreçte Türkiye'nin Katar ile birlikte oynadığı arabuluculuk rolü, bölgesel nüfuzunu artırabilir. Ancak Hamas'ın silahsızlandırılması fikri, Türkiye'nin geleneksel Filistin politikasıyla çelişebilir; zira Ankara, Hamas'ı meşru bir direniş örgütü olarak görmektedir. Türkiye, bu süreçte İsrail ve ABD ile ilişkilerini dengelemek zorunda kalacaktır. Bölgesel istikrar açısından Gazze'deki gelişmeler, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve mülteci krizi gibi konularda Türkiye'yi doğrudan etkileyebilir.