ABD'de federal bir temyiz mahkemesi, sosyal medya şirketlerinin kullanıcı bağımlılığı iddialarıyla ilgili olarak açılan binlerce davanın devam etmesine izin verdi. Bu karar, Meta, TikTok ve YouTube gibi dev platformlara karşı açılan ve çocukların ve gençlerin bu uygulamalara bağımlı hale getirildiği iddiasını içeren davaların önünü açtı. Mahkemenin kararı, sosyal medya şirketlerinin yasal sorumluluktan muaf tutulmasını sağlayan 230. Bölüm kapsamındaki korumaların sınırlarını da netleştirdi.
Gelişmenin Arka Planı
San Francisco'daki 9. Temyiz Mahkemesi, sosyal medya platformlarının kullanıcılarına, özellikle de reşit olmayanlara karşı ihmal ve yanlış beyanda bulunma iddialarını içeren davaların federal yasanın 230. Bölümü kapsamında otomatik olarak reddedilemeyeceğine hükmetti. Mahkeme, 230. Bölümün şirketleri yalnızca üçüncü tarafların içeriklerinden kaynaklanan sorumluluktan koruduğunu, ancak şirketlerin kendi tasarımlarının veya algoritmalarının neden olduğu iddia edilen zararlardan sorumlu tutulabileceğini belirtti.
Bu karar, Ohio, Teksas ve Kaliforniya gibi eyaletlerdeki okul bölgeleri ve ebeveynler tarafından açılan ve sosyal medyanın çocuklarda anksiyete, depresyon ve dikkat dağınıklığına yol açtığını öne süren davaları doğrudan etkiliyor. Davacılar, platformların kasıtlı olarak bağımlılık yapan özellikler tasarladığını ve çocukların bu platformları kullanımını artırmak için psikolojik zafiyetlerini istismar ettiğini iddia ediyor.
Davaların ilki 2022 yılında açılmıştı ve o tarihten bu yana sayıları giderek arttı. Şirketler, bu davaların 230. Bölüm tarafından engellendiğini savunarak reddedilmesini talep etmişti. Ancak 9. Temyiz Mahkemesi, 230. Bölümün şirketleri kendi ürünlerinden kaynaklanan iddialara karşı korumadığına hükmetti.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu karar, yalnızca ABD'deki sosyal medya şirketlerini etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda küresel çapta platformların işleyişine ilişkin tartışmaları da alevlendiriyor. Avrupa Birliği, dijital hizmetler yasası ile sosyal medya şirketlerine daha sıkı kurallar getirirken, Türkiye'de de benzer düzenlemeler gündemde. Karar, sosyal medya platformlarının içerik politikalarından ziyade algoritmik tasarımlarından sorumlu tutulabileceğini göstererek, dünya genelinde yasal emsal teşkil edebilir.
Şirketlerin karara itiraz etmesi ve Yüksek Mahkeme'ye taşıması bekleniyor. Ancak bu süreç, hem sektörün işleyişini hem de kullanıcıların platformlara olan güvenini derinden etkileyebilir. Özellikle çocuk mahremiyeti ve dijital bağımlılık konularında farkındalığın arttığı bu dönemde, mahkeme kararı sosyal medya şirketlerinin sorumluluk anlayışını yeniden şekillendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu kararın Türkiye için doğrudan bir etkisi bulunmamakla birlikte, küresel dijital düzenlemeler açısından önemli bir emsal oluşturuyor. Türkiye'de sosyal medya kullanımının yüksek olduğu ve özellikle genç nüfusun dijital platformlarda yoğun vakit geçirdiği düşünüldüğünde, bu tür davaların sonuçları, Türk hukuk sistemine ve düzenleyici kurumlara da yol gösterebilir. Türkiye'nin kendi dijital bağımlılık ve çocuk güvenliği politikalarını oluştururken, ABD'deki bu gelişmeleri yakından izlemesi faydalı olacaktır. Ayrıca, uluslararası teknoloji şirketlerinin Türkiye'deki kullanıcılara yönelik uygulamalarına karşı yeni hukuki yolların açılması gündeme gelebilir.