İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, ABD Başkanı Donald Trump'ın ateşkes çağrılarına rağmen İran'a yönelik saldırılarını sürdürmesi, Washington ile Tel Aviv arasındaki görüş ayrılıklarını gün yüzüne çıkardı. Beyaz Saray'ın bölgesel gerilimi düşürme çabalarına karşın Netanyahu'nun açık meydan okuyuşu, özellikle Lübnan sınırındaki Hizbullah çatışmalarının da etkisiyle iki ülke arasında Ortadoğu savaşının yönetimine dair ciddi bir kama oluşturuyor. Trump ve Netanyahu, daha önce büyük askeri operasyonlarda birlikte hareket ederken, şimdi rota ayrışması yaşanıyor.
Gelişmenin arka planı: Trump'ın ateşkes ısrarı ve Netanyahu'nun hesapları
Beyaz Saray kaynaklarına göre Trump yönetimi, özellikle İran'ın nükleer programına yönelik endişeleri gerekçe göstererek, bölgede kapsamlı bir ateşkesin sağlanması için yoğun çaba harcıyor. Ancak Netanyahu, İran'ın İsrail'e yönelik tehditlerinin devam ettiğini ve Hizbullah'ın Lübnan sınırında yığınağına dikkat çekerek, askeri operasyonların durdurulamayacağını savunuyor. 15 Mayıs 2023'te İsrail'in İran'ın İsfahan kentindeki bir hedefe düzenlediği saldırı, Trump'ın ateşkes talebini doğrudan reddeden bir hamle olarak okunuyor. Netanyahu hükümeti, İran'ın bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla İsrail'e karşı saldırıları artırdığını iddia ederken, Trump yönetimi ise bu saldırıların kontrolden çıkmasından endişe ediyor.
İsrail ordusu, son dört hafta içinde Gazze'de 200'den fazla hedefi vurduğunu açıklarken, Lübnan sınırında da Hizbullah mevzilerine yönelik topçu atışlarını yoğunlaştırdı. Netanyahu, bir basın toplantısında 'İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceğiz' ifadesini kullanarak, Trump'ın diplomasi arayışına karşı çıktı. Bu durum, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın (varsayılan olarak Trump dönemi sonrası Biden yönetimi kastedilmektedir) bölgeye yaptığı ziyaretlerde sık sık dile getirdiği 'çatışmaların yayılmasını önleme' mesajıyla çelişiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: ABD-İsrail ittifakı sarsılıyor mu?
ABD ile İsrail arasındaki bu görüş ayrılığı, sadece taktiksel bir farklılık olmanın ötesine geçiyor. Trump döneminde (2017-2021) İsrail'in en büyük destekçisi olan Beyaz Saray, özellikle Kudüs'ün başkent olarak tanınması ve Golan Tepeleri'nin ilhakının onaylanmasıyla Tel Aviv'e tarihi kazanımlar sağlamıştı. Ancak şimdi Netanyahu'nun İran'a yönelik saldırgan tutumu, ABD'nin bölgedeki diğer müttefikleri olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerini zorluyor. Trump'ın İbrahim Anlaşmaları'nı genişletme çabası, Netanyahu'nun politikalarıyla sekteye uğruyor.
Öte yandan, Rusya ve Çin, bu ayrışmayı fırsata çevirmeye çalışıyor. Moskova, İran ile askeri işbirliğini artırırken, Pekin ise Suudi Arabistan ve İran arasındaki normalleşme sürecine aracılık ederek etkisini genişletiyor. Uzmanlara göre, ABD'nin bölgede yalnızlaşması, küresel güç dengelerini değiştirebilir. NATO'nun güney kanadında ise Türkiye, Yunanistan ve diğer üyeler, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının güvenliği endişesiyle gelişmeleri yakından izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin hem güvenlik hem de enerji politikalarını doğrudan etkiliyor. İsrail-İran-ABD arasındaki gerilim, Doğu Akdeniz'deki enerji arama faaliyetlerini ve Libya'daki güç dengelerini sarsabilir. Ankara, bir yandan İran ile sınır güvenliği ve göç konusunda işbirliği yaparken, diğer yandan İsrail'le ticari ilişkilerini sürdürüyor. ABD-İsrail ayrışması, Türkiye'ye bölgesel arabuluculuk rolü kapısı aralayabilir; ancak Ankara'nın NATO müttefiki ABD ile stratejik diyaloğu zedelemeden bu krizi yönetmesi gerekiyor. Ayrıca, enerji maliyetlerinin artması Türkiye'nin cari açığını büyütebilir.