İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD'li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han'a yönelik cinsel taciz iddialarını kullanarak, Han'ın Gazze'deki savaş suçlarına ilişkin tutuklama emri çıkarma sürecini geciktirmek için birlikte hareket ettiği ortaya çıktı. Middle East Eye'ın haberine göre, ikili, Han'ın itibarını zedelemek ve görevden uzaklaştırılmasını sağlamak amacıyla bu iddiaları bir baskı aracı olarak kullandı. Plan, UCM'nin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç iddialarıyla tutuklama emri çıkarmasını geciktirmeyi hedefliyordu.
Gelişmenin arka planı
Middle East Eye'ın iddiasına göre, Netanyahu ve Graham arasındaki görüşmeler, Han'ın 2023 sonlarında Gazze'deki operasyonlar nedeniyle soruşturma başlatmasının ardından yoğunlaştı. İkili, Han'ın geçmişteki ilişkilerine dair gerçek dışı cinsel iddiaların uluslararası medyada yer almasını sağlamak için lobi faaliyetleri yürüttü. Bu iddialar, Han'ın UCM'deki konumunu zayıflatmayı ve üye devletlerin gözünde güvenilirliğini sarsmayı amaçlıyordu. Görüşmelerin, Netanyahu'nun danışmanları ve Graham'ın ofisi arasında gerçekleştiği, hatta bazı görüşmelerin Washington'da yapıldığı kaydedildi.
Han, bu iddialara karşı çıkarak görevine devam etti ve 20 Mayıs 2024'te Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama emri talebinde bulunduğunu açıkladı. UCM'nin ön yargılama dairesi, kanıtları değerlendirerek karar verecek. Netanyahu ise tutuklama emrini 'utanç verici' olarak nitelendirdi ve bunun siyasi bir karar olduğunu savundu.
Bölgesel ve küresel boyut
Olay, uluslararası hukuk kurumlarının siyasi baskılara ne kadar açık olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek, UCM'nin çalışmalarını zorlaştırıyor; Washington, UCM'nin İsrail vatandaşları üzerinde yargı yetkisini tanımadığını defalarca ifade etti. Bu gelişme, İsrail'in uluslararası alanda artan izolasyonunu da vurguluyor. Aynı zamanda, UCM'nin Filistin topraklarındaki yargı yetkisi konusundaki tartışmalar, uluslararası toplumda derin bir bölünmeye işaret ediyor. Avrupa ülkeleri ve insan hakları örgütleri, UCM'ye destek verirken; ABD ve İsrail, mahkemenin kararlarını siyasi olarak nitelendiriyor.
Bu tür girişimler, uluslararası hukukun üstünlüğünü zayıflatmakta ve savaş suçlarının cezasız kalmasına yol açabilmektedir. Ayrıca, cinsel taciz iddialarının siyasi bir silah olarak kullanılması, gerçek mağdurların güvenilirliğini de zedeleyebilir. UCM'nin kararlarının bağımsızlığı konusundaki şüpheler, mahkemenin itibarını olumsuz etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve uluslararası hukuk vurgusunu yakından ilgilendiriyor. Ankara, Gazze'deki saldırılarda savaş suçu işlendiği yönündeki iddiaları sık sık dile getirirken, UCM'nin tutuklama emri kararı, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, Türkiye'nin bölgesel politikalarında denge arayışını zorlaştırabilir. Türkiye, uluslararası hukukun bağımsız işlemesi gerektiğini savunarak, bu tür müdahaleleri kınayabilir. Ancak, Türkiye'nin UCM'ye taraf olmaması, doğrudan bir yaptırım sürecine dahil olmasını engelliyor; yine de süreç, Türk diplomasisinin BM ve diğer platformlardaki insan hakları söylemini destekleyen bir zemin oluşturabilir.