İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'la askeri gerilimi sürdürme konusunda güçlü siyasi teşvikleri bulunuyor. Eski ABD'nin İsrail Büyükelçisi Daniel Shapiro, NPR'ye verdiği röportajda Netanyahu'nun iç politikada zor durumda olduğunu ve İran tehdidini kullanarak dikkatleri başka yöne çekmeye çalıştığını belirtti. Shapiro, Netanyahu'nun yargı reformu protestoları ve Gazze'deki savaşın yarattığı baskı altında olduğunu, bu nedenle İran'la çatışmayı sürdürmenin kendisine siyasi avantaj sağladığını ifade etti.
Gelişmenin Arka Planı
Netanyahu, uzun yıllardır İran'ın nükleer programını dünyanın en büyük tehdidi olarak tanımlıyor. 2015'te imzalanan nükleer anlaşmaya (JCPOA) şiddetle karşı çıkan Netanyahu, ABD'nin anlaşmadan çekilmesini sağlamıştı. Son dönemde İsrail'in İran'a yönelik gizli operasyonları ve suikastları arttı. Netanyahu'nun siyasi kariyeri, yolsuzluk davaları ve sağ koalisyonun iç çekişmeleriyle sarsılıyor. Uzmanlar, Netanyahu'nun İran tehdidini abartarak kendini vazgeçilmez göstermeye çalıştığını düşünüyor. Shapiro'ya göre Netanyahu, İran'la doğrudan bir savaş istemese de düşük yoğunluklu çatışmayı sürdürmekten fayda sağlıyor. Bu strateji, muhalefetin dikkatini dağıtırken, uluslararası toplumun desteğini de canlı tutuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran-İsrail gerginliği tüm Ortadoğu'yu etkiliyor. İran, Suriye ve Lübnan'daki vekil güçleri aracılığıyla İsrail'e saldırılar düzenliyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler ise İran tehdidine karşı İsrail'le yakınlaşıyor. ABD, bölgedeki askeri varlığını artırarak İsrail'in güvenliğini garanti altına almaya çalışıyor. Ancak Netanyahu'nun uzlaşmaz tutumu, iki devletli çözüm umutlarını zayıflatıyor. Avrupa Birliği, İran'la diplomasi yollarını zorlarken, İsrail'in saldırgan politikalarına karşı temkinli bir duruş sergiliyor. Rusya ve Çin ise İran'la olan ilişkileri nedeniyle İsrail'in eylemlerine mesafeli yaklaşıyor. Bu karmaşık denklemde Netanyahu'nun çatışmayı sürdürme isteği, bölgede yeni bir savaş riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve İsrail arasındaki gerilimin tırmanmasını endişeyle takip ediyor. Doğrudan bir savaş durumunda, Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi olumsuz etkilenebilir. Enerji fiyatlarındaki artış, enflasyonu tetikleyebilir ve ticaret yollarının kapanması ithalatı zorlaştırabilir. Ayrıca, Filistin davasına verdiği destek ve bölgesel aktör rolü nedeniyle Türkiye, çatışmanın diplomatik çözümü için arabuluculuk yapma potansiyeline sahip. Ancak Netanyahu'nun savaşı sürdürme eğilimi, bu çabaları zora sokuyor. Türkiye'nin hem İran hem de İsrail'le dengeli ilişkiler yürütme politikası, bu süreçte daha da önem kazanıyor. Sonuç olarak, Ankara'nın bölgede istikrarı korumak için proaktif bir diplomasi izlemesi gerekiyor.