İsrail kamu yayıncısı Kan 11'in haberine göre, Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yakın kaynaklar ve üst düzey güvenlik yetkilileri, İran'a yönelik olası bir askeri müdahalenin İran rejimini zayıflatacağını ancak onu deviremeyeceğini değerlendiriyor. Netanyahu'nun müttefiklerinden birinin yakın zamanda "askeri eylemin rejimi devirebileceğine inanmadığını" söylemesi, İsrail'in İran politikasında askeri seçeneğin sınırlarına dair iç tartışmaları gün yüzüne çıkardı.
Askeri Seçeneğin Sınırları ve İsrail İçindeki Tartışma
Kan 11'in aktardığına göre, Netanyahu'nun yakın çevresi ve güvenlik kurumlarındaki üst düzey isimler, İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik geniş kapsamlı bir askeri operasyonun rejimin askeri ve nükleer altyapısına ciddi zarar verebileceğini, ancak bunun rejimin siyasi yapısını çökertmeye yetmeyeceğini düşünüyor. Bu değerlendirme, İsrail'in uzun süredir gündemde olan "İran'ın nükleer kapasitesini engelleme" stratejisi ile "rejim değişikliği" hedefi arasındaki farkı ortaya koyuyor.
Haberde, Netanyahu'nun bir müttefikinin son dönemde yaptığı açıklamada, askeri eylemin İran rejimini devirebileceğine inanmadığını ifade ettiği belirtiliyor. Bu tür açıklamalar, İsrail yönetimi içinde askeri müdahalenin sonuçlarına ilişkin farklı görüşlerin olduğunu gösteriyor. İsrail, uzun zamandır İran'ın nükleer programını kendi güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak görüyor ve diplomatik yollarla çözüm sağlanamaması halinde askeri seçeneği masada tutuyor. Ancak son rapor, bu seçeneğin rejim değişikliği getireceği beklentisinin gerçekçi olmadığını vurguluyor.
Uzmanlar, İran'ın geniş coğrafyası, güçlü güvenlik aygıtı ve rejimin ideolojik yapısı nedeniyle sadece hava saldırıları veya sınırlı operasyonlarla devrilmesinin zor olduğunu belirtiyor. Ayrıca, askeri bir müdahalenin bölgesel istikrarsızlığı artırabileceği, İran'ın vekil güçleri aracılığıyla misilleme yapabileceği ve küresel enerji piyasalarını olumsuz etkileyebileceği uyarısı yapılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran-İsrail Gerilimi ve ABD Faktörü
İsrail ile İran arasındaki gerilim, özellikle İran'ın nükleer programı konusundaki belirsizlikler nedeniyle son yıllarda yüksek seyrediyor. İsrail, İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için çeşitli yöntemlere başvuruyor; bunlar arasında gizli operasyonlar, siber saldırılar ve üst düzey yetkililere suikastlar yer alıyor. Ancak geniş çaplı bir askeri çatışma, ABD'nin de dahil olabileceği bir bölgesel savaşa dönüşme riski taşıyor.
ABD yönetimi, İsrail'in güvenliğini desteklemekle birlikte, İran'a karşı askeri bir operasyonun bölgesel sonuçları konusunda endişelerini sık sık dile getiriyor. Washington, diplomatik kanalların açık tutulmasından yana ve İran ile nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için çaba harcıyor. Ancak İsrail, anlaşmanın İran'ın nükleer faaliyetlerini yeterince sınırlamadığını savunuyor.
Kan 11'in haberi, İsrail'in İran'a yönelik politikasında askeri seçeneğin caydırıcılık aracı olarak kullanıldığını, ancak rejim değişikliği gibi maksimalist hedeflerin gerçekçi olmadığının altını çiziyor. Bu durum, İsrail'in uzun vadeli stratejisinde diplomatik ve ekonomik baskı araçlarına daha fazla ağırlık verebileceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve bölgesel istikrar açısından İsrail-İran gerilimini yakından takip ediyor. Olası bir askeri müdahale, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve sınır güvenliğini doğrudan etkileyebilir; zira İran, Türkiye'nin önemli bir doğal gaz tedarikçisi konumunda. Ayrıca, çatışmanın yayılması halinde mülteci akınları ve terör örgütlerinin hareketlenmesi riski bulunuyor. Türkiye, diplomatik çözümden yana tavır alarak bölgesel tansiyonun düşürülmesini savunuyor. İsrail'in askeri seçeneğin sınırlarını kabul etmesi, Ankara'nın diplomasiye verdiği önemi teyit ediyor. Bu gelişme, Türkiye'nin İran ile diyaloğunu sürdürme ve bölgesel barış için arabuluculuk yapma çabalarını destekler nitelikte.