İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma, onlarca ülkenin diplomatik temsilcisinin salonu terk etmesiyle kesintiye uğradı. New York'taki BM merkezinde gerçekleşen oturumda, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu çok sayıda ülkenin delegeleri, Netanyahu konuşmaya başladığı sırada salonu protesto amacıyla terk etti. Olay, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve bölgede artan gerilim nedeniyle uluslararası alanda giderek artan yalnızlığını gözler önüne serdi.
Protestonun Arka Planı ve Diplomatik Mesajlar
Netanyahu'nun konuşmasını terk eden heyetler arasında çok sayıda Arap ve Müslüman ülkenin yanı sıra Afrika, Asya ve Latin Amerika'dan da temsilciler bulunuyordu. Filistin yanlısı tutumlarıyla bilinen ülkelerin yanı sıra, bazı Avrupa ülkelerinin gözlemcileri de salonda kalmayı tercih etmeyerek eyleme katıldı. Bu protesto, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına yönelik uluslararası tepkinin somut bir göstergesi olarak yorumlandı. BM Genel Kurulu'nda yaşanan bu tür bir toplu terk eylemi, diplomatik teamüllerde nadir görülen ve güçlü bir kınama mesajı taşıyan bir davranış olarak değerlendiriliyor.
Netanyahu konuşmasında İsrail'in güvenlik endişelerini ve bölgesel tehditleri vurgularken, İran'ı ve vekil grupları suçladı. Ancak konuşmanın ana ekseni, İsrail'in askeri başarıları ve kendini savunma hakkı üzerine kuruluydu. Filistin meselesine dair somut bir barış önerisi sunmayan Netanyahu, özellikle iki devletli çözüme mesafeli duruşunu sürdürdü. Bu tutum, salonu terk eden ülkelerin tepkisini haklı çıkarır nitelikteydi.
Protestoya katılan ülkelerin sayısı net olarak açıklanmasa da, "onlarca" ifadesi kullanıldı. BM kaynaklarına göre, bu tür bir eylem en son 2018'de ABD'nin Kudüs'ü tanımasının ardından yaşanmıştı. O dönemde de benzer bir şekilde çok sayıda ülke temsilcisi Netanyahu'nun konuşmasını protesto etmişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
BM Genel Kurulu'ndaki bu protesto, İsrail'in uluslararası arenada artan izolasyonunun bir yansıması. Özellikle son aylarda Gazze'de artan sivil kayıplar ve insani kriz, birçok ülkenin İsrail'e yönelik tutumunu sertleştirmesine yol açtı. Bazı ülkeler İsrail ile diplomatik ilişkilerini askıya alırken, bazıları da ekonomik yaptırımlar gündeme getirdi. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davası da bu sürecin önemli bir parçası.
ABD yönetimi ise Netanyahu'nun konuşmasına destek vererek İsrail'in yanında durmaya devam ediyor. Ancak ABD içinde bile Kongre'deki bazı Demokrat üyeler İsrail'e yönelik eleştirilerini artırmış durumda. Başkan Biden yönetimi, ateşkes çağrılarını yinelemekle birlikte, İsrail'e silah sevkiyatını sürdürüyor. Bu ikilem, Washington'un hem uluslararası hem de iç kamuoyunda zorlanmasına neden oluyor.
Öte yandan, protestonun sembolik değeri büyük. BM Genel Kurulu, uluslararası meşruiyetin en geniş temsil edildiği platform. Burada yapılan bir protesto, İsrail'in meşruiyetini sorgulayan küresel bir iradeyi gösteriyor. Ancak bu tür eylemlerin somut bir yaptırım veya politika değişikliğine dönüşüp dönüşmeyeceği belirsiz. BM Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin veto yetkisi, İsrail'e karşı herhangi bir bağlayıcı karar alınmasını şimdiye kadar engelledi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, BM Genel Kurulu'ndaki protestoya katılan ülkeler arasında yer alarak Filistin davasına verdiği desteği bir kez daha uluslararası platformda gösterdi. Bu tutum, Ankara'nın hem bölgesel liderlik iddiasını pekiştiriyor hem de Müslüman ve Arap dünyasıyla dayanışma mesajı veriyor. Türkiye-İsrail ilişkileri, özellikle Gazze savaşı sonrası yeniden gerilimli bir döneme girdi; ticaret kısıtlamaları ve diplomatik restleşmeler yaşandı. Ancak Türkiye'nin bu tutumu, Batı ile ilişkilerinde zaman zaman denge sorunlarına yol açıyor. ABD ile İsrail arasındaki yakın işbirliği düşünüldüğünde, Ankara'nın pozisyonu Washington nezdinde rahatsızlık yaratabilir. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin Filistin meselesindeki aktif diplomasisi, bölgesel nüfuzunu artırırken, Batı ile angajmanını da dikkatli yönetmesi gerekecek.