İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) gerçekleştirdiği ziyaretle, Arap dünyasındaki normalleşme dalgasının en somut adımlarından birini atmış oldu. İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde BAE ile ilişkileri derinleştiren Netanyahu, bu ziyarette bir dizi ekonomik ve güvenlik işbirliği anlaşmasına imza attı. Ancak bu ziyaret, Arap liderlerinin İsrail ile kurduğu ilişkilerin ne kadar riskli bir kumar olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Filistin meselesi, Arap kamuoyunun büyük bölümünde hâlâ merkezi bir yer tutarken, yönetimlerin İsrail ile yakınlaşması iç siyasette ciddi gerilimlere yol açıyor.
Normalleşme sürecinin arka planı
2020 yılında imzalanan İbrahim Anlaşmaları, BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas'ın İsrail ile diplomatik ilişkiler kurmasını sağladı. Bu anlaşmalar, ABD'nin öncülüğünde şekillendi ve Arap liderlerine ekonomik ve güvenlik alanında önemli kazanımlar vaat etti. BAE, anlaşma sonrası İsrail ile ticaret hacmini hızla artırdı; iki ülke arasındaki ticaret 2022'de 2,5 milyar doları aştı. Ayrıca savunma sanayii, teknoloji ve enerji alanlarında ortak projeler hayata geçirildi. Netanyahu'nun son ziyareti, bu ilişkilerin kurumsallaşması ve daha da derinleşmesi açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Ancak normalleşme süreci, Arap sokaklarında hiçbir zaman tam anlamıyla kabul görmedi. Filistin davasına verilen destek, birçok Arap ülkesinde hükümetlerin İsrail ile yakınlaşmasını zorlaştırıyor. Özellikle 2023 yılında Gazze'de yaşanan çatışmalar ve İsrail'in Filistinlilere yönelik politikaları, bu gerilimi daha da artırdı. BAE ve Bahreyn gibi ülkeler, İsrail ile ilişkilerini sürdürürken, kamuoyuna karşı savunmacı bir pozisyon almak zorunda kalıyor.
Netanyahu'nun ziyareti sırasında imzalanan anlaşmalar, ağırlıklı olarak ekonomik işbirliği, tarım teknolojileri, su yönetimi ve sağlık alanlarında yoğunlaştı. İsrail basınına yansıyan bilgilere göre, iki ülke arasında bir serbest ticaret anlaşması için müzakereler hızlandırılacak. Ayrıca BAE, İsrail'in demiryolu ve liman projelerine yatırım yapmayı planlıyor. Bu adımlar, bölgesel ekonomik entegrasyonun ötesinde, İsrail'in Arap dünyasındaki izolasyonunu kırmayı amaçlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Netanyahu'nun BAE ziyareti, sadece ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel dengeler açısından da önemli mesajlar içeriyor. İsrail, Körfez ülkeleriyle kurduğu ittifak ağı sayesinde İran'a karşı bir blok oluşturmayı hedefliyor. BAE, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri de İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığına karşı İsrail ile güvenlik işbirliğini artırma eğiliminde. Bu durum, Orta Doğu'da yeni bir jeopolitik hattın oluştuğunu gösteriyor: Bir tarafta İsrail ve Körfez ülkeleri, diğer tarafta İran ve müttefikleri.
ABD'nin bu süreçteki rolü de göz ardı edilemez. Washington, İbrahim Anlaşmaları'nı destekleyerek bölgede kendi etkisini pekiştirmeyi ve Çin ile Rusya'nın artan nüfuzunu dengelemeyi amaçlıyor. Ancak ABD'nin İsrail yanlısı politikaları, Arap kamuoyunda anti-Amerikan duyguları besliyor. Bu da Arap liderlerinin İsrail ile yakınlaşmasını daha da riskli hale getiriyor.
Öte yandan, Suudi Arabistan'ın da İsrail ile normalleşme yönünde adımlar atacağı yönünde spekülasyonlar var. Ancak Riyad, Filistin meselesinde somut bir ilerleme sağlanmadan böyle bir adımın iç kamuoyunda büyük tepki çekeceğini biliyor. Veliaht Prens Muhammed bin Salman, ekonomik dönüşüm planları için İsrail ile işbirliğini cazip bulsa da, Filistin kartını masada tutmak zorunda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde temkinli bir yol izliyor. Netanyahu'nun BAE ziyareti ve Arap ülkelerinin İsrail ile artan işbirliği, Türkiye'nin bölgedeki dengeleri yeniden değerlendirmesini gerektiriyor. Ankara, Filistin davasına verdiği destekle Arap kamuoyunda itibarını korurken, aynı zamanda İsrail ile ekonomik ve güvenlik alanında işbirliğini sürdürmek istiyor. BAE ile ilişkiler ise son yıllarda normalleşme eğiliminde. Türkiye, Körfez ülkeleriyle ticari ve yatırım bağlarını güçlendirirken, İsrail'in bölgedeki izolasyonunun kırılmasından endişe duyuyor. Zira bu durum, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji denklemindeki konumunu zayıflatabilir. Ayrıca, İsrail-Körfez ittifakı, Türkiye'nin bölgesel güç projeksiyonunu sınırlayabilir. Ankara'nın, Filistin meselesini öne çıkararak Arap liderlerinin İsrail ile yakınlaşmasını dengeleme çabası önümüzdeki dönemde artabilir.