Kudüs'ün en kutsal mekanı olan Mescid-i Aksa ve Ağlama Duvarı çevresinde radikal bir dönüşüm yaşanıyor. The Economist'in Orta Doğu muhabiri Nicolas Pelham, son bülteninde İsrail'deki bu değişimi "yeni bir Yahudiliğin doğuşu" olarak nitelendirdi. Pelham'a göre, Yahudi yerleşimcilerin ve aşırı sağcı grupların kutsal alandaki varlığı ve ibadet şekilleri, İsrail'in kuruluşundan bu yana süregelen statükoyu temelden sarsıyor. Bu gelişme, bölgesel gerilimi artırırken, Türkiye'nin de yakından takip ettiği bir kırılma noktasına işaret ediyor.
Kutsal Alanda Statükonun Bozulması
1967 Altı Gün Savaşı'ndan bu yana, Mescid-i Aksa'nın bulunduğu Harem-i Şerif bölgesinde ibadet düzeni titizlikle korunuyordu. Yahudilerin bölgeye girişi belirli saatlerle sınırlıydı ve ibadet etmeleri kesinlikle yasaktı. Ancak son yıllarda, özellikle 2020 sonrasında, Yahudi ziyaretçi sayısında rekor artışlar yaşandı. Pelham'a göre, bu ziyaretler sırasında sessiz dua ve secde gibi eylemler yaygınlaştı; bu da statükonun fiilen ihlal edildiği anlamına geliyor. İsrail polisi, bu tür eylemlere göz yumuyor ve hatta bazı durumlarda koruma sağlıyor.
Bölgedeki değişim sadece ibadet pratikleriyle sınırlı değil. Yahudi yerleşimciler, Kudüs'ün çeşitli mahallelerinde mülk edinerek demografik yapıyı değiştiriyor. Silwan ve Şeyh Cerrah gibi Filistin mahallelerinde ev tahliyeleri ve el koymalar hız kazandı. Bu durum, uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle sık sık eleştiriliyor. Pelham, bu sürecin İsrail iç siyasetindeki aşırı sağın yükselişiyle paralel gittiğini vurguluyor. Dini Siyonizm akımı, hem hükümette hem de orduda etkisini artırarak, kutsal mekanlardaki statükonun değiştirilmesi yönünde baskı oluşturuyor.
Siyasi ve Dini Dengelerde Kayma
İsrail'deki bu dönüşüm, sadece dini bir mesele değil; aynı zamanda siyasi bir proje olarak öne çıkıyor. Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon, aşırı sağcı ve dindar partilerin desteğiyle ayakta duruyor. Bu partiler, Mescid-i Aksa'da Yahudi ibadetinin resmen tanınması için açık çağrılar yapıyor. Pelham'a göre, bu çağrılar İsrail toplumunun geniş kesimlerinde karşılık bulmaya başladı. Laik kesimler ise endişeli; zira kutsal mekanlardaki değişim, İsrail'in bölgedeki meşruiyetini ve Batı ile ilişkilerini zedeleyebilir.
Öte yandan, Filistinliler ve Arap dünyası bu gelişmeleri provokasyon olarak değerlendiriyor. 2021 ve 2022'de yaşanan çatışmalar, bu tür gerilimlerin ne kadar hızlı alevlenebileceğini gösterdi. Hamas, yaptığı açıklamalarda statükoya yönelik her türlü ihlalin "kırmızı çizgi" olduğunu ve karşılık verileceğini belirtti. Pelham, bölgede artan yerleşimci şiddetinin ve İsrail güvenlik güçlerinin tutumunun, üçüncü bir intifada olasılığını güçlendirdiğini yazıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Kudüs'teki bu radikal dönüşüm, Orta Doğu barış sürecini de derinden etkiliyor. ABD'nin arabuluculuğuyla yürütülen görüşmeler zaten tıkanmış durumda. Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, İsrail ile normalleşme adımlarını askıya almış değil; ancak kamuoyu baskısı artıyor. Pelham, özellikle Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın, Mescid-i Aksa'daki değişimi "kabul edilemez" bulduğunu ve normalleşme için Filistin meselesinde ilerleme şartı koştuğunu hatırlatıyor. Bu durum, İsrail'in bölgesel entegrasyonunu yavaşlatabilir.
Uluslararası toplumun tepkisi ise sınırlı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, statükonun korunması çağrısı yapmakla yetiniyor; somut yaptırım veya yaptırım tehdidi yok. Pelham'a göre, Batı'nın sessizliği, İsrail'in elini daha da rahatlatıyor. Ancak bu durum, Batı'nın insan hakları ve uluslararası hukuk konusundaki tutarlılığını sorgulatıyor. Ayrıca, İsrail içindeki laik ve dindar kamplar arasındaki kutuplaşma, ülkenin demografik ve kültürel dokusunu da değiştiriyor. Pelham, "yeni Yahudilik" olarak adlandırdığı olgunun, geleneksel Yahudi değerleriyle çatıştığını ve İsrail kimliğini yeniden tanımladığını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'teki statüko değişikliğini yakından izliyor. Mescid-i Aksa'nın statüsü, Türk dış politikasında hassas bir yer tutuyor; Cumhurbaşkanı Erdoğan, her fırsatta Filistin davasına verdiği desteği yineliyor. Olası bir statüko ihlali, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir gerilim dalgasına yol açabilir. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlık, enerji ve ticaret yollarını tehdit ederek Türkiye'nin ekonomik çıkarlarını da olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin, İslam İşbirliği Teşkilatı çatısı altında diplomatik girişimlerini yoğunlaştırması ve uluslararası kamuoyunu harekete geçirmesi beklenebilir. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'daki arabuluculuk rolünü de yeniden gündeme getirebilir.