İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 9 Nisan'da yapılacak genel seçimler öncesinde Arap seçmenlerin oy kullanma oranındaki olası artışa karşı uyarıda bulunarak, sağ seçmeni sandığa gitmeye teşvik etti. Netanyahu'nun bu açıklaması, seçim kampanyasının son günlerinde desteğini konsolide etme çabası olarak yorumlanıyor. Arap liderler ise Netanyahu'nun söylemlerini kınayarak, Arap toplumunun oy hakkını kullanmasının önemine vurgu yaptı.
Seçim atmosferi ve Arap seçmen faktörü
İsrail'de seçim kampanyası, Netanyahu'nun yolsuzluk iddiaları ve güvenlik konuları etrafında şekillenirken, Arap partilerinin birleşik liste oluşturma çabaları dikkat çekiyor. Netanyahu, Arap seçmenlerin yoğun olarak oy kullanması halinde sağ blokun parlamentoda çoğunluğu kaybedebileceğini ima ederek, kendi tabanını motive etmeye çalışıyor. Son anketler, Likud partisinin ana rakibi Benny Gantz liderliğindeki Mavi-Beyaz ittifakı ile başa baş bir yarış içinde olduğunu gösteriyor. Arap toplumu, İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturuyor ve seçim sonuçları üzerinde belirleyici bir rol oynayabilir.
Netanyahu'nun açıklamaları, 2015 seçimlerinde Arap seçmenlerin sandığa akın etmesinin ardından yaptığı "Arap seçmenlerin otobüslerle sandığa taşındığı" yönündeki tartışmalı sözlerini hatırlattı. O dönemde de benzer bir söylemle sağ seçmeni harekete geçirmeye çalışmıştı. Bu kez de benzer bir strateji izleyerek, Arap seçmenlerin oylarının sol blokun lehine olacağı algısını güçlendirmeye çalışıyor.
Arap liderlerden tepki
Arap liderler, Netanyahu'nun açıklamalarına sert tepki gösterdi. Arap ortak listesinin önde gelen isimlerinden Ayman Odeh, Netanyahu'nun Arap seçmenleri hedef alarak ırkçı bir kampanya yürüttüğünü belirterek, "Arap toplumu olarak oy vermekten vazgeçmeyeceğiz" dedi. İsrail'in Arap partileri, uzun süredir siyasi sistemde dışlanmış hissettiklerini ve Netanyahu'nun söylemlerinin bu algıyı derinleştirdiğini savunuyor. Arap toplumunun seçime katılımı, hem temsil hem de politik etki açısından kritik görülüyor.
İsrail Merkez Seçim Komitesi verilerine göre, 2015 seçimlerinde Arap seçmenlerin katılım oranı yüzde 63,5 iken, 2013'te bu oran yüzde 56 idi. 2019 Nisan seçimlerinde ise katılımın daha düşük olması bekleniyor; ancak Arap partilerinin birleşik liste kararı, katılımı artırabilir. Netanyahu'nun uyarısı, bu birleşme çabasını baltalamaya yönelik bir hamle olarak da değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsrail'deki seçim, sadece ülke içi dinamikleri değil, aynı zamanda Ortadoğu barış süreci ve bölgesel ilişkiler açısından da önem taşıyor. Netanyahu, seçim kampanyasında ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs kararı ve Golan Tepeleri'ne ilişkin açıklamalarını öne çıkararak sağ seçmenin desteğini pekiştirmeye çalışıyor. Arap seçmenlerin siyasi katılımı ise İsrail'in demokratik yapısı ve azınlık hakları konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirebilir. Uluslararası toplum, İsrail'deki seçim sonuçlarını yakından takip ediyor; zira yeni hükümetin Filistin meselesi ve bölgesel güvenlik konularındaki tutumu belirleyici olacak.
Ayrıca, Netanyahu'nun Arap seçmenlere yönelik söylemi, İsrail'in uluslararası imajına zarar verebilir ve özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilerde gerginliğe yol açabilir. AB, İsrail'de azınlıkların hakları ve seçim sürecinin adilliği konusunda duyarlılığını sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim ve Netanyahu'nun Arap seçmenlere yönelik tutumu, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, Filistin meselesinde İsrail'e eleştirel yaklaşırken, İsrail'in iç siyasetindeki Arap toplumuna yönelik ayrımcı söylemler, Ankara'nın pozisyonunu güçlendirebilir. Netanyahu'nun seçim kampanyasında Arap karşıtı bir dil kullanması, Türkiye'nin uluslararası platformlarda İsrail'i eleştirmesine zemin hazırlayabilir. Öte yandan, seçim sonuçları Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğini de etkileyebilir; Netanyahu'nun olası zaferi, mevcut gerginliğin sürmesine yol açabilir. Türkiye, bölgede istikrarın korunması ve Filistinlilerin haklarının savunulması açısından gelişmeleri dikkatle izliyor.