İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği ve yaklaşık 1.200 kişinin ölümüne yol açan saldırının üçüncü yıldönümünde, İsrail'in tepkisini bir dayanıklılık ve ezici askeri başarı öyküsü olarak sunuyor. Geçen ay Birleşmiş Milletler kürsüsünden konuşan Netanyahu, İsrail'in "yedi cepheli bir savaşla" karşı karşıya olduğunu belirterek, ülkesinin "çökmek yerine" direndiğini ve karşı saldırıya geçtiğini söyledi. Ancak bu anlatı, saldırının hemen öncesinde ve sırasında İsrail istihbaratının ve hükümetinin ne bildiği, hangi uyarıları aldığı ve neden harekete geçmediği sorularını gölgede bırakıyor.
Saldırı öncesi istihbarat ve ihmal iddiaları
7 Ekim saldırısından bu yana İsrail içinde ve uluslararası alanda yürütülen soruşturmalar, saldırıdan aylar önce Hamas'ın benzeri görülmemiş bir saldırı hazırlığı içinde olduğuna dair çok sayıda istihbarat sinyalinin alındığını ortaya koydu. Mısır istihbaratının İsrail'e defalarca uyarıda bulunduğu, Gazze sınırındaki gözlemcilerin olağandışı hareketlilik bildirdiği ve Hamas'ın eğitim kamplarında rehin alma tatbikatları yaptığına dair görüntülerin elde edildiği belirtildi. Ayrıca, saldırıdan kısa süre önce İsrail ordusunun Gazze tümeni komutanlığına atanan subayların, sınır bölgesindeki güvenlik konseptinin değiştiğine dair raporlar sunduğu ancak bu uyarıların üst kademeler tarafından ciddiye alınmadığı iddia edildi.
Netanyahu ve çevresi ise suçlamaları reddediyor. Başbakan, saldırının sorumluluğunu doğrudan Hamas'a ve İsrail güvenlik teşkilatlarının üst düzey yetkililerine yüklerken, kendisinin istihbarat değerlendirmelerinden haberdar edilmediğini savunuyor. Ancak eski ve mevcut güvenlik yetkililerinin ifadeleri, başbakanlığın istihbarat akışının merkezinde olduğunu gösteriyor. İsrail Devlet Denetçisi'nin hazırladığı raporlar da saldırı öncesi dönemde istihbaratın paylaşımı ve karar alma mekanizmalarında ciddi aksaklıklar olduğunu ortaya koydu.
Saldırının ardından kurulan bağımsız soruşturma komisyonları, Netanyahu'nun siyasi ve askeri liderlik arasındaki koordinasyonu sağlamakta yetersiz kaldığını, savunma bakanlığı ile başbakanlık arasındaki iletişimin kopuk olduğunu tespit etti. Bazı eski istihbarat yetkilileri, Netanyahu'nun siyasi kariyerini korumak adına İsrail ordusunun ve Şin-Bet'in (İç Güvenlik Teşkilatı) üzerine yıktığını öne sürüyor. Kamuoyu yoklamaları, İsraillilerin önemli bir bölümünün Netanyahu'nun saldırıdaki sorumluluğunu kabul etmesini ve erken seçime gidilmesini istediğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
7 Ekim sonrası İsrail'in Gazze'ye yönelik geniş çaplı askeri operasyonu, bölgesel dengeleri alt üst etti. Lübnan'da Hizbullah ile yaşanan çatışmalar, İran'ın desteklediği gruplarla gerilimin tırmanması ve Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, savaşın yayılma riskini artırdı. Netanyahu yönetimi, askeri başarıları öne çıkararak uluslararası baskıyı hafifletmeye çalışsa da sivil kayıplar ve insani kriz, İsrail'in itibarını zedeledi. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama emri, İsrail'in meşruiyetini sorgulatan gelişmeler arasında yer aldı.
İsrail içinde de siyasi istikrarsızlık derinleşiyor. Netanyahu karşıtı protestolar, rehinelerin geri getirilmesi talebiyle birleşerek geniş katılımlı gösterilere dönüştü. Saldırının yıldönümünde yapılan anma etkinlikleri, hükümetin güvenlik politikalarına yönelik eleştirilerin odağında geçti. Netanyahu'nun "yedi cepheli savaş" söylemi, bir yandan İsrail'in kuşatılmışlık hissini pekiştirirken, diğer yandan saldırı öncesi istihbarat zaafiyetini örtbas etme çabası olarak yorumlanıyor.
İsrail'in en büyük askeri ve diplomatik destekçisi ABD'de ise Kongre'de ve kamuoyunda Netanyahu'ya yönelik eleştiriler arttı. Bazı Demokrat Partili senatörler, İsrail'e yapılan askeri yardımların koşullu hale getirilmesini talep ediyor. Başkan Joe Biden yönetimi, ateşkes müzakerelerinde arabuluculuk yapmaya çalışsa da Netanyahu'nun sert tutumu nedeniyle kalıcı bir anlaşma sağlanamadı. Bölgesel aktörler olan Mısır ve Katar, Hamas ile İsrail arasındaki dolaylı görüşmelerde kilit rol oynasa da taraflar birbirini suçlamayı sürdürüyor.
Netanyahu'nun 7 Ekim öncesi istihbaratı nasıl kullandığı sorusu, sadece İsrail'in iç hesaplaşması değil, aynı zamanda Orta Doğu'da kalıcı barışın nasıl tesis edileceğine dair daha geniş bir tartışmanın parçası. Saldırının üzerinden geçen üç yıla rağmen, birçok soru yanıtsız kalmaya devam ediyor ve Netanyahu'nun siyasi geleceği, bu sorulara verilecek yanıtlara bağlı görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını başından beri sert biçimde eleştiriyor ve Netanyahu hükümetini savaş suçu işlemekle suçluyor. 7 Ekim öncesi istihbarat zaafiyeti ve Netanyahu'nun sorumluluğu tartışması, Ankara'nın İsrail'e yönelik tutumunu güçlendirebilir. Türkiye, bölgesel istikrarın ancak Filistin sorununun adil çözümüyle sağlanacağını savunuyor. İsrail içindeki bu hesaplaşma, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü ve Gazze'ye insani yardım çabalarını daha da önemli kılıyor. Ayrıca, olası bir erken seçim ve yeni İsrail hükümeti, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir sayfa açabilir.