İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik askeri operasyonları üçüncü yılına girerken, bölgede yüz binlerce Filistinli, harabeye dönmüş şehirlerin arasında kurulan çadır kentlerde yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 90'ı yerinden edilmiş durumda ve bu insanların büyük bir kısmı, insani yardım kuruluşlarının kurduğu geçici barınma alanlarında, temel ihtiyaçlardan yoksun koşullarda hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Savaşın Üçüncü Yılında İnsani Tablo
Gazze'de çadır kentler, savaşın ilk aylarında Refah ve Han Yunus gibi güney bölgelerinde yoğunlaşmıştı. Ancak İsrail ordusunun kara harekatını genişletmesiyle birlikte, bu bölgeler de güvenli olmaktan çıktı ve yüz binlerce kişi yeniden yerinden edildi. Şimdi çadır kentler, Gazze'nin orta kesimlerindeki Deyr el-Belah ve çevresinde, ayrıca kuzeydeki Cebaliye ve Beyt Lahiya gibi bölgelerde yoğunlaşmış durumda. Bu kamplarda yaşayan aileler, temiz su, gıda, ilaç ve yakıt gibi en temel ihtiyaçlara erişimde ciddi zorluklar yaşıyor.
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), Gazze'deki insani durumun her geçen gün daha da kötüleştiğini raporluyor. Ajans yetkilileri, özellikle kış aylarında soğuk hava koşullarının çadırlarda yaşayan insanlar için hayati tehlike oluşturduğunu belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise bölgede bulaşıcı hastalıkların hızla yayıldığına dikkat çekiyor; hepatit A, kolera ve solunum yolu enfeksiyonları vakalarında büyük artış yaşanıyor.
Savaşın bilançosu da her geçen gün ağırlaşıyor. Gazze Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre, üç yıllık süreçte hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 40 bini aşmış durumda; bunların büyük çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Yaralı sayısı ise 90 bini geçmiş durumda. Altyapının büyük ölçüde tahrip olduğu bölgede, hastanelerin sadece küçük bir kısmı kısmen hizmet verebiliyor. Eğitim sistemi ise tamamen çökmüş durumda; yüz binlerce çocuk bir yıldan fazla süredir okula gidemiyor.
Uluslararası Diplomasi ve Bölgesel Gerilim
Gazze'deki insani kriz, uluslararası diplomasinin de merkezinde yer alıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ateşkes çağrıları defalarca gündeme gelmiş olsa da, kalıcı bir çözüm sağlanamadı. ABD, Katar ve Mısır'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakereler, zaman zaman kesintiye uğruyor. İsrail'in Refah'a yönelik operasyonu, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmış ve birçok ülke İsrail'e yönelik eleştirilerini artırmıştı.
Bölgesel aktörler arasında da gerilim yüksek. İran ve Hizbullah, İsrail'e karşı söylemlerini sertleştirirken, Kızıldeniz'de Husi saldırıları küresel ticareti olumsuz etkiliyor. Mısır ve Ürdün gibi ülkeler, Filistinli mültecilerin kendi topraklarına yönelmesinden endişe duyuyor. Suudi Arabistan ise normalleşme sürecini askıya almış durumda. Tüm bu gelişmeler, Orta Doğu'da yeni bir jeopolitik denklemin oluşmasına yol açıyor.
Gazze'deki yıkımın boyutu, uluslararası hukuk açısından da tartışılıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), savaş suçları iddialarına ilişkin soruşturma başlatmış durumda. Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) görülen soykırım davası ise devam ediyor. Bu süreçler, İsrail'in uluslararası alandaki meşruiyetini derinden sarsmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki insani kriz, Türkiye'nin dış politikası ve bölgesel güvenliği açısından kritik sonuçlar doğuruyor. Türkiye, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını en sert eleştiren ülkelerden biri olarak, ateşkes ve iki devletli çözüm çağrılarını yineliyor. Bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları üzerinde de risk oluşturuyor. Ayrıca, olası bir mülteci dalgası ve radikalleşme riski, Türkiye'nin güvenlik öncelikleri arasında yer alıyor. Türkiye, insani yardım koridorlarının açılması ve uluslararası toplumun daha etkin bir rol üstlenmesi için diplomatik girişimlerini sürdürüyor.