İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden The Guardian, geçtiğimiz ay Nepal ile Tibet arasındaki bölgede meydana gelen ani sel felaketini eleştirel bir editör yazısıyla değerlendirdi. Gazete, yeni bir araştırmanın sel felaketini fosil yakıt kaynaklı kirliliğe bağladığını belirterek, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelere yönelik desteğin küresel iklim siyasetinin merkezine yerleştirilmesi gerektiğini savundu.
Felaketin arka planı ve bilimsel bulgular
Geçtiğimiz ay Nepal ve Tibet özerk bölgesi sınırında yaşanan ani sel, bölgede büyük yıkıma yol açtı. Uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken felaketin ardından yapılan yeni bir bilimsel araştırma, selin doğrudan fosil yakıt kaynaklı sera gazı emisyonlarıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, iklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklıklar, Himalaya bölgesindeki buzulların hızla erimesine ve buna bağlı olarak ani sel riskinin yükselmesine neden oluyor.
The Guardian editör yazısında, bu tür felaketlerin artık "tanıdık bir örüntü" haline geldiğini belirterek, medyanın ve politikacıların bu olayları geçici doğal afetler olarak görmek yerine, iklim krizinin somut sonuçları olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Gazete, özellikle gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine karşı savunmasız olduğunu ve bu ülkelerin uyum kapasitelerinin güçlendirilmesi için uluslararası finansmanın artırılması gerektiğini vurguladı.
Küresel iklim siyaseti ve adalet arayışı
Editör yazısı, iklim değişikliğinden en az sorumlu olan ülkelerin en ağır bedeli ödediğine dikkat çekiyor. Nepal gibi dağlık ülkeler, tarihsel olarak sera gazı emisyonlarına çok az katkıda bulunmalarına rağmen, buzul erimesi ve ani seller gibi iklim kaynaklı felaketlerle karşı karşıya kalıyor. Bu durum, uluslararası iklim müzakerelerinde "iklim adaleti" tartışmalarını yeniden alevlendiriyor.
The Guardian, zengin ülkelerin hem emisyonlarını hızla azaltması hem de iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini savunuyor. Gazete, özellikle 2026 yılında yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde, afet mağduru ülkelerin sesinin daha güçlü duyulması gerektiğini belirtiyor. Yazıda, iklim krizinin sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda bir güvenlik ve kalkınma sorunu olduğu vurgulanıyor.
Araştırma, Himalaya bölgesindeki buzul göllerinin sayısının arttığını ve bu göllerin ani taşkınlara yol açma riskinin yüksek olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, bölgede erken uyarı sistemlerinin kurulması ve yerel halkın afetlere karşı bilinçlendirilmesi için acil adımlar atılması gerektiğini belirtiyor. Ancak bu tür önlemlerin finansmanı, uluslararası işbirliği ve kaynak transferi olmadan mümkün görünmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz havzasında yer alan ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri olarak, Nepal-Tibet sel felaketinin ortaya koyduğu tablodan doğrudan ders çıkarmalı. Artan sıcaklıklar, kuraklık, ani seller ve orman yangınları Türkiye'nin de gerçeği. İklim adaleti vurgusu, Türkiye'nin uluslararası iklim müzakerelerinde gelişmekte olan ülkelerle birlikte hareket etmesi ve iklim finansmanından hak ettiği payı alması açısından önemli. Ayrıca, dağlık bölgelerdeki sel riskine karşı erken uyarı sistemleri ve altyapı yatırımları Türkiye için de öncelikli olmalı.