Nepal, son aylarda etkili olan şiddetli muson yağışları ve yol açtığı ölümcül sellerin ardından iklim adaleti ve tazminat taleplerini uluslararası gündeme taşıdı. Ülke yönetimi, Nepal'in iklim değişikliğine neredeyse hiç katkısı olmadığını, ancak sonuçlarına orantısız biçimde maruz kaldığını vurguluyor. Sel felaketinde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yerinden edildi ve altyapı ile tarım alanları ağır hasar gördü. Nepalli yetkililer, sanayileşmiş ülkelerin tarihsel emisyonları nedeniyle oluşan iklim krizinin bedelini yoksul ülkelerin ödediğini belirterek tazminat mekanizmalarının hızla devreye sokulması çağrısında bulunuyor.
Felaketin Boyutları ve Nepal'in İklim Kırılganlığı
Nepal, Himalaya bölgesinde iklim değişikliğine karşı en kırılgan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Buzulların erimesi, muson düzeninin bozulması ve aşırı hava olaylarının sıklaşması, ülkenin su döngüsünü ve tarımsal üretimini doğrudan tehdit ediyor. Son sel felaketi, bu kırılganlığın en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Dağlık bölgelerde ani taşkınlar, nehir yataklarının taşması ve toprak kaymaları sonucu can kaybı ve maddi hasar arttı. Hükümet yetkilileri, altyapı yatırımlarının iklim etkilerine dayanıklı hale getirilmesi için uluslararası finansmana ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Ancak mevcut iklim fonları, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak.
Nepal Başbakanı ve diğer üst düzey yetkililer, çeşitli uluslararası platformlarda yaptıkları açıklamalarda, iklim değişikliğinin tarihsel sorumluluğunun büyük ölçüde gelişmiş ülkelere ait olduğunu dile getirdi. Ülkenin sera gazı emisyonları küresel toplamın yüzde 0,1'inden az. Buna karşın, artan sıcaklıklar nedeniyle Himalaya buzulları hızla eriyor ve milyonlarca insanın su kaynağı risk altına giriyor. Uzmanlar, Nepal'in iklim değişikliğinden kaynaklanan ekonomik kayıplarının her yıl gayri safi yurt içi hasılasının önemli bir bölümünü erittiğini tahmin ediyor.
Uluslararası Müzakereler ve Tazminat Talebi
Nepal'in çağrısı, son yıllarda iklim müzakerelerinde öne çıkan "kayıp ve hasar" (Loss and Damage) fonu tartışmalarıyla örtüşüyor. 2022'deki COP27 zirvesinde kurulmasına karar verilen fon, iklim felaketlerinden etkilenen ülkelere destek sağlamayı amaçlıyor. Ancak fonun işleyişi, kaynak büyüklüğü ve kimlerin yararlanacağı konusundaki belirsizlikler sürüyor. Nepal, bir an önce somut finansman akışının sağlanmasını ve bürokratik engellerin aşılmasını istiyor. Ülke temsilcileri, tazminatın yalnızca acil yardım değil, aynı zamanda uzun vadeli uyum projelerini de kapsaması gerektiğini savunuyor. Gelişmiş ülkelerin taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda, iklim krizinin yoksul ülkelerde yarattığı yıkımın daha da derinleşeceği uyarısı yapılıyor.
Nepal'in yanı sıra Pakistan, Bangladeş ve bazı Afrika ülkeleri de benzer şekilde iklim adaleti çağrılarını yükseltiyor. Bu ülkeler, kendi emisyonları düşük olsa da iklim kaynaklı afetlerden en çok etkilenenler arasında. Uluslararası toplumun bu taleplere yanıtı, gelecek yıllarda iklim diplomasisinin seyrini belirleyecek. Nepal örneği, iklim değişikliğinin sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasi bir adalet sorunu olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'in iklim adaleti ve tazminat talebi, Türkiye'nin iklim politikası ve dış ilişkileri açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, Akdeniz havzasında iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri olarak benzer kuraklık, sel ve yangın riskleriyle karşı karşıya. Türkiye, tarihsel emisyonlardaki payı düşük olmasa da gelişmekte olan ülke konumunu vurgulayarak iklim finansmanından yararlanma çabasında. Nepal'in çağrısı, gelişmekte olan ülkelerin ortak sesini güçlendirebilir ve Türkiye'nin de desteklediği "kayıp ve hasar" fonunun daha etkin işlemesi yönünde baskı oluşturabilir. Ayrıca Türkiye, iklim kaynaklı göç ve bölgesel istikrarsızlık risklerine karşı da hassas.