Nepal'in başkenti Katmandu'yu da kapsayan ve son yıllarda hızlı bir ekonomik büyümeye sahne olan bölge, Çarşamba günü meydana gelen şiddetli sel felaketinin ardından yasa boğuldu. Yetkililer, en az 160 kişinin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin ise hâlâ kayıp olduğunu açıkladı. Bu felaket, bölgenin kalkınma hamlesi ile doğal afetlere karşı kırılganlığı arasındaki derin çelişkiyi bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, 'Büyük bir paradoks' olarak nitelendirdikleri bu durumun, plansız kentleşme ve iklim değişikliğinin etkisiyle daha da karmaşık hale geldiğini vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı ve Felaketin Boyutu
Nepal'in orta ve doğu bölgeleri, özellikle Katmandu Vadisi, son on yılda kayda değer bir ekonomik dönüşüm yaşadı. Ülkenin genelinde büyüme oranları yüzde 5-7 arasında seyrederken, başkent çevresinde inşaat sektörü ve hizmet sektörü patlama yaşadı. Yeni yollar, alışveriş merkezleri ve konut projeleriyle bölge, Güney Asya'nın yükselen yıldızlarından biri olarak gösteriliyor. Ancak bu hızlı büyüme, beraberinde plansız yapılaşma ve altyapı yetersizliği gibi sorunları da getirdi. Özellikle nehir yataklarına kurulan yerleşimler, sel riskini artıran en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Çarşamba günü başlayan ve iki gün boyunca etkisini sürdüren muson yağmurları, bölgedeki birçok nehrin taşmasına neden oldu. Katmandu'nun bazı bölgeleri sular altında kalırken, toprak kaymaları yüzünden birçok köy ile bağlantı kesildi. Kurtarma ekipleri, helikopterler ve teknelerle mahsur kalanları tahliye etmek için seferber oldu. Nepal ordusu ve polisi, arama kurtarma çalışmalarını sürdürürken, ölü sayısının artmasından endişe ediliyor. Yerel yetkililer, 'Bu, son yılların en yıkıcı sel felaketlerinden biri. Birçok aile evsiz kaldı, altyapı ciddi hasar gördü' açıklamasında bulundu.
Felaketin boyutu, Nepal'in afet yönetimi kapasitesinin ne kadar yetersiz olduğunu da gözler önüne serdi. Ülke, 2015 yılındaki büyük depremin ardından afetlere karşı daha dirençli bir yapı kurmaya çalışsa da, özellikle kırsal bölgelerdeki erken uyarı sistemleri ve tahliye planları hâlâ istenilen düzeyde değil. Uzmanlar, bu tür felaketlerin ekonomik büyümeyi sekteye uğrattığını ve kalkınma çabalarını gerilettiğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İklim Değişikliği Etkisi
Nepal'deki bu sel felaketi, yalnızca ülkenin değil, tüm Güney Asya bölgesinin iklim değişikliğine karşı ne kadar savunmasız olduğunu gösteriyor. Himalayalar'daki buzulların erimesi ve değişen yağış rejimleri, Nepal, Bangladeş ve Hindistan'ın kuzeydoğusunu etkileyen ani sel ve heyelan riskini artırıyor. Bilim insanları, küresel ısınmanın muson yağmurlarının şiddetini artırdığını ve bu tür aşırı hava olaylarının daha sık yaşanacağını öngörüyor. Bu durum, bölge ülkelerinin ortak bir afet yönetimi stratejisi geliştirmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Öte yandan, bu felaket, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele için finansman ihtiyacını da yeniden gündeme getirdi. Nepal, karbon emisyonlarına neredeyse hiç katkıda bulunmamasına rağmen, iklim değişikliğinin sonuçlarından en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda (COP) gelişmiş ülkelerin taahhüt ettiği iklim fonlarının, bu tür kayıpları ve zararları telafi etmede yetersiz kaldığı eleştirileri güçleniyor. Nepal hükümeti, uluslararası topluma çağrıda bulunarak, afet risklerini azaltma projeleri için daha fazla mali destek talep ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki bu felaket, Türkiye'nin afet yönetimi ve insani yardım alanındaki deneyimini hatırlatıyor. Türkiye, geçmişte Nepal dahil birçok ülkeye arama kurtarma ekipleri ve yardım malzemesi göndererek uluslararası dayanışma örneği sergilemişti. Bu tür olaylar, Türkiye'nin bölgesel ve küresel ölçekte insani diplomasi kapasitesini güçlendirme fırsatı sunuyor. Ayrıca, iklim değişikliğinin yol açtığı afetlerin artması, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzası için bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye'nin afetlere karşı dirençliliği artırmaya yönelik politikaları, benzer iklim riskleriyle karşı karşıya olan ülkelerle iş birliği yaparak küresel ölçekte etkili bir model oluşturabilir. Bu felaket, uluslararası toplumun iklim değişikliğine uyum ve afet risklerinin azaltılması konularına daha fazla kaynak ayırması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.