Neoliberalizm, 1980'lerden itibaren küresel ekonomik sisteme yön veren başat ideoloji olarak, serbest piyasa, özelleştirme, deregülasyon ve küresel entegrasyonu savundu. Ancak son yıllarda artan gelir eşitsizliği, finansal krizler, popülist hareketlerin yükselişi ve pandemi gibi sarsıntılar, bu ideolojinin temel direkleri olan kozmopolitanizm ve rekabetin sistemin çöküşüne zemin hazırladığını gösteriyor.
Kozmopolitanizm ve Rekabetin Paradoksu
Neoliberalizm, sınır ötesi sermaye ve emek hareketliliğini teşvik ederek kozmopolitan bir dünya vizyonu sundu. Ancak bu entegrasyon, ulusal egemenlikleri aşındırdı ve yerel ekonomileri küresel rekabete karşı savunmasız bıraktı. Teknoloji devleri ve çokuluslu şirketler, vergi avantajları ve düşük işçilik maliyetleri sayesinde kar marjlarını artırırken, orta sınıf ve işçi sınıfı gelir kaybı yaşadı. Rekabetçi baskı, ücretleri düşürdü ve sosyal güvenlik ağlarını zayıflattı. Bu durum, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirerek popülist ve milliyetçi hareketlerin yükselişine yol açtı.
2008 küresel finans krizi, neoliberal modelin kırılganlığını gözler önüne serdi. Bankalar ve finans kurumları, aşırı risk alarak sistemi çökertti; ancak zararları kamu tarafından üstlenildi. Ardından gelen kemer sıkma politikaları, sağlık, eğitim ve altyapı gibi kamu hizmetlerini zayıflatarak toplumsal direnci azalttı. COVID-19 pandemisi ise devlet müdahalesinin gerekliliğini bir kez daha kanıtladı; birçok ülke, sağlık krizini yönetmek ve ekonomiyi desteklemek için kitlesel harcama programları başlattı.
Küresel Siyasi Dönüşüm ve Yeni Arayışlar
Neoliberalizmin çöküşü, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. ABD'de Trump'ın ticaret savaşları, İngiltere'de Brexit, Avrupa'da aşırı sağın yükselişi ve Çin'in devlet kapitalizmi modeli, neoliberal küreselleşmeye olan güveni sarstı. Yeni bir ekonomik düzen arayışında, yeşil dönüşüm, dijital egemenlik ve stratejik özerklik gibi kavramlar öne çıkıyor. Avrupa Birliği, iklim nötr bir ekonomiye geçiş ve teknolojik bağımsızlık hedefleriyle yeni bir model inşa etmeye çalışırken, ABD de Endüstriyel Politikalar ve Yeni Anlaşma benzeri programlarla sanayi tabanını güçlendirmeye odaklanıyor.
Ancak neoliberalizmin tamamen terk edildiğini söylemek için erken. Finansal piyasalar, ticaret anlaşmaları ve küresel tedarik zincirleri hâlâ büyük ölçüde neoliberal ilkelerle yönetiliyor. Asıl mesele, sistemin aşırılıklarının törpülenip daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir modele evrilip evrilmeyeceği. Bu dönüşüm, sadece ekonomik politikaları değil, aynı zamanda demokrasi, insan hakları ve uluslararası iş birliği gibi temel değerleri de yeniden tanımlayacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Neoliberalizmin çöküşü Türkiye için doğrudan bir fırsat penceresi sunuyor. Türkiye, son yıllarda kamu-özel iş birliği projeleri, ihracata dayalı büyüme ve düşük faiz politikalarıyla neoliberal araçları kullanmış ancak yüksek enflasyon ve borçluluk gibi sorunlarla karşılaşmıştı. Yeni küresel düzende, stratejik özerklik ve bölgesel üretim üsleri önem kazanırken, Türkiye'nin jeopolitik konumu ve genç nüfusu avantajlı olabilir. Ancak bu fırsatı değerlendirmek için yapısal reformlar, yeşil dönüşüme uyum ve dijital altyapı yatırımları kritik önemde. Ayrıca, kriz anında devlet müdahalesinin meşruiyeti arttığından, Türkiye'nin sosyal devlet kapasitesini güçlendirmesi, toplumsal uzlaşıyı sağlaması açısından da elzem.