Almanya'da yürütülen 'Sağa Karşı Haklar' (Rights Against the Right) adlı kampanya, neo-Nazi gruplarının kullandığı semboller ve sloganlar için ticari marka başvurusu yaparak bu unsurların ticari kullanımını kontrol altına almayı ve böylece aşırı sağcı örgütlerin gelir kaynaklarını kurutmayı amaçlıyor. Girişim, özellikle tişört, çıkartma ve aksesuar gibi ürünlerde kullanılan '88' (Heil Hitler'in H'si alfabenin 8. harfidir), '18' (Adolf Hitler'in baş harfleri) veya 'Wolfangel' gibi sembollerin markalaştırılmasına odaklanıyor. Kampanya yürütücüleri, bu sembolleri tescilleyerek bunların izinsiz kullanımını engellemeyi ve lisans gelirlerini demokratik projelere yönlendirmeyi planlıyor.
Sağa Karşı Haklar: Strateji ve Yöntem
Kampanya, Alman ticari marka yasasının sağladığı imkanları kullanarak neo-Nazi sembollerini resmi olarak tescil ettiriyor. Bu sayede, bu sembolleri kullanan aşırı sağcı grupların ürün satışı yapması zorlaştırılıyor veya yasal takibe uğramaları sağlanıyor. Girişimin arkasındaki ekip, avukatlar ve sivil toplum aktivistlerinden oluşuyor. Hedeflenen ilk semboller arasında, '88' ve '18' gibi kodların yanı sıra, Valknut ve Thorshammer gibi eski Cermen sembolleri de yer alıyor. Bu semboller, neo-Naziler tarafından sıkça kullanılıyor ve ticari ürünlerde yer alarak gruba maddi kaynak sağlıyor.
Almanya Fikri Mülkiyet Ofisi'ne yapılan başvurular, bu sembollerin 'nefret sembolü' olarak tanımlanmasına dayanıyor. Kampanya, ticari marka hukukunu, nefret gruplarının kendi araçlarını onlara karşı kullanmak için bir kaldıraç olarak görüyor. Eğer başvuru kabul edilirse, bu sembollerin ticari kullanımı ancak kampanyanın izniyle mümkün olacak. Kampanya, bu izinleri talep eden herkese eşit mesafeli yaklaştığını ancak hiçbir neo-Nazi grubuna lisans vermeyeceğini belirtiyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Aşırı Sağla Mücadelede Yeni Bir Cephe
Bu tür bir hukuki mücadele yöntemi, dünyada aşırı sağcı hareketlerle mücadelede yenilikçi bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor. Avrupa'da ve ABD'de benzer girişimler için emsal teşkil edebilir. Özellikle Almanya, Nazi geçmişi nedeniyle bu tür sembollerin kullanımına karşı hassas. Ülkede 'Volksverhetzung' (halkı kışkırtma) yasaları katı olmasına rağmen, ticari marka yoluyla müdahale yeni bir boyut kazandırıyor. Bu yöntem, nefret söylemiyle mücadelede ifade özgürlüğü sınırlarını da gündeme getiriyor. Bazı hukukçular, sembollerin tamamen yasaklanması yerine ticari kullanımının kontrol edilmesini daha etkili bir yol olarak görüyor.
Uluslararası hukukta, ticari marka başvurularının 'kamu düzeni veya ahlaka aykırı' olması durumunda reddedilebileceğine dair düzenlemeler var. Kampanya, bu prensibi neo-Nazi sembollerine uyguluyor. Ancak eleştirmenler, bu yöntemin sembollerin yeraltına itilmesine ve daha radikal grupların türemesine neden olabileceği uyarısında bulunuyor. Yine de kampanya, şu ana kadar 40'tan fazla sembol için başvuru yapmış ve bunlardan bazıları kabul edilmiştir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin de benzer şekilde terör örgütü propagandası veya nefret sembollerinin ticari kullanımını engellemek için kullanabileceği bir model sunuyor. Türkiye, FETÖ, PKK veya diğer terör örgütlerinin sembollerinin markalaşmasını engellemek için benzer bir hukuki strateji izleyebilir. Ayrıca, Almanya'da yaşayan Türk kökenli vatandaşların maruz kaldığı aşırı sağcı sembollerin yayılmasına karşı da bu tür bir girişimin caydırıcı olması mümkün. Küresel ölçekte ise nefret söylemiyle mücadelede yeni bir hukuki cephe açılması, Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası platformlarda bu konudaki tartışmalara katkı sağlayabilir.