Almanya'nın Bavyera eyaletinde bulunan küçük bir kasaba, Nazi döneminde hayatını kaybeden kurbanların anısına kaldırımlara yerleştirilen pirinç plaketlerin (bilinen adıyla 'Stolpersteine' veya 'tökezleyen taşlar') döşenmesini yasakladı. Karar, ülke genelinde ve uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Almanya Eğitim Bakanı Bettina Stark-Watzinger, yasağı sert bir dille eleştirerek "skandal" olarak nitelendirdi ve bu tür anma girişimlerinin engellenmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı
Stolpersteine projesi, Alman sanatçı Gunter Demnig tarafından 1990'lı yıllarda başlatıldı. Proje kapsamında, Nazi rejimi tarafından zulme uğrayan, sürgüne gönderilen veya öldürülen kişilerin son ikametgahlarının önündeki kaldırımlara 10x10 cm boyutlarında pirinç plaketler yerleştiriliyor. Her plakette kurbanın adı, doğum yılı, sürgün tarihi ve ölüm yeri gibi bilgiler yer alıyor. Bugüne kadar Avrupa'nın dört bir yanında 90 binden fazla Stolpersteine döşendi. Ancak Bavyera eyaletinde, özellikle muhafazakar kesimler ve aşırı sağcı gruplar, bu plaketlerin kaldırımları kirlettiğini ve yaya güvenliğini tehdit ettiğini öne sürerek karşı çıkıyordu. Son olarak, Bavyera'nın küçük bir kasabası olan (isim belirtilmemiş) yetkililer, gerekçe olarak "kamu düzenini bozduğu" ve "ticari faaliyetleri olumsuz etkilediği" iddialarını göstererek yeni plaket döşenmesini yasakladı. Karar, kasaba konseyinde yapılan oylamada oy çokluğuyla alındı. Yerel yönetim, konuyla ilgili henüz yazılı bir açıklama yapmadı.
Almanya Eğitim Bakanı Bettina Stark-Watzinger, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Nazi kurbanlarını anmak, demokrasimizin temel bir sorumluluğudur. Bu plaketler, unutulmaması gereken acıları hatırlatıyor. Yerel yönetimlerin bu tür anma girişimlerini engellemesi kabul edilemez bir skandaldır" dedi. Bakan, federal hükümetin konuyu yakından takip ettiğini ve gerekirse yasal adımlar atılabileceğini sözlerine ekledi. Öte yandan, Stolpersteine projesinin koordinatörleri, yasağın ardında aşırı sağcı ve antisemitik motivasyonların olabileceğini belirterek endişelerini dile getirdi. Proje sözcüsü, "Bu plaketler sadece birer anıt değil, aynı zamanda yaşayan birer tarih dersidir. Onları yasaklamak, geçmişle yüzleşmeyi reddetmektir" ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Almanya'da Holokost anması ve Nazi geçmişiyle yüzleşme, uzun yıllardır hassas bir konu. Özellikle 2015'ten bu yana artan aşırı sağcı hareketler ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yükselişi, bu tür anma girişimlerine yönelik saldırıları da beraberinde getirdi. Bavyera eyaleti, geçmişte de Stolpersteine karşıtı tutumuyla biliniyordu; 2014 yılında eyalet yönetimi, plaketlerin "kaldırımlarda karmaşaya yol açtığı" gerekçesiyle döşenmesini zorlaştıran bir düzenleme yapmıştı. Ancak bu son yasak, doğrudan bir yasaklama getirmesi bakımından ilk kez yaşanıyor. Uluslararası alanda ise, Holokost inkarcılığı ve antisemitizmle mücadele kapsamında birçok ülke benzer anma projelerini destekliyor. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı, 2023 raporunda, Avrupa'da antisemitik olayların son on yılda önemli ölçüde arttığını ve anma kültürünün zayıfladığını vurgulamıştı. Almanya'daki bu yerel yasak, küresel ölçekte Holokost anmasına yönelik tehditlerin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Tarihçiler, bu tür yasakların toplumsal hafızayı zayıflatarak aşırı sağcı söylemleri normalleştirebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'daki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, Avrupa'da yükselen aşırı sağ ve antisemitizm eğilimlerinin bir yansıması olarak dikkatle izlenmeli. Türkiye, tarihsel olarak Holokost'tan kaçan Yahudilere kapılarını açmış ve antisemitizmle mücadelede uluslararası platformlarda aktif rol almış bir ülkedir. Avrupa'da anma kültürünün zayıflaması, yalnızca Yahudi toplumunu değil, aynı zamanda göçmen kökenli diğer grupları da hedef alan ayrımcı politikaların artmasına zemin hazırlayabilir. Bu durum, Türkiye'nin Avrupa'daki vatandaşlarının güvenliği ve Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından da dolaylı bir risk oluşturuyor. Ayrıca, Türkiye'nin kendi geçmişiyle yüzleşme sürecine dair tartışmalarda da benzer hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği unutulmamalı.