Beş yıl önce, Batılı ülkeler NATO müttefiki Türkiye ile tam bir diplomatik krizin eşiğine gelmişti. On büyükelçi, siyasi mahkum olarak gördükleri bir kişinin serbest bırakılması için çağrı yapmış, bu durum öfkeli Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı sınır dışı kararı almaya itmişti. Ancak bugün, Ankara’daki Batılı diplomatlar insan hakları ihlallerine ilişkin seslerini neredeyse tamamen kısmış durumda.
Diplomatik Sessizliğin Arka Planı
O dönemde 10 büyükelçinin ortak bildirisi, Türkiye’deki yargı süreçlerine müdahale olarak algılanmış ve Erdoğan’ı kızdırmıştı. Büyükelçiler, Osman Kavala adlı iş insanının serbest bırakılmasını talep ediyordu. Kavala, 2013 Gezi Parkı protestolarını finanse ettiği gerekçesiyle tutuklanmıştı. Erdoğan, söz konusu ülkeleri “haddini bilmez” olarak nitelemiş ve sınır dışı etme talimatı vermişti. Ancak ABD Başkanı Joe Biden’ın devreye girmesiyle birlikte, büyükelçiler geri adım atmış ve kriz yatışmıştı.
Şu anda ise Ankara’daki NATO müttefiki büyükelçilikler, insan hakları konularında neredeyse hiçbir kamuoyu açıklaması yapmamaktadır. Özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle Türkiye’nin jeopolitik önemi artmış, bu da Batı’nın eleştirel sesini daha da kısıtlamıştır. Türkiye, Ukrayna savaşında arabuluculuk rolü üstlenirken, Rusya’ya uygulanan yaptırımlara katılmamaktadır. Bu, Batı ile Türkiye arasında hassas bir dengenin korunmasına neden oluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı’nın Türkiye’ye yönelik insan hakları eleştirilerindeki azalma, yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı kalmıyor. Küresel düzeyde, otoriter eğilimli liderlere yönelik uluslararası baskının azaldığı bir tablo ortaya çıkıyor. Özellikle NATO’nun genişleme süreçleri, İsveç ve Finlandiya’nın üyelik başvuruları, Türkiye’nin elini güçlendirmiştir. Ankara, bu süreçleri kendi öncelikleri doğrultusunda şekillendirme fırsatı buluyor.
BM ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi kurumlar, Türkiye’deki hukuk devleti sorunlarına dikkat çekmeye devam etse de, bu çağrılar büyük ölçüde yankısız kalıyor. Batı, enerji güvenliği ve göç kontrolü gibi konularda Türkiye’nin iş birliğine ihtiyaç duyduğu için, insan hakları konusunu arka plana itiyor. Bu durum, bölgedeki diğer ülkelerde de otoriter yönetimlerin elini güçlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Batı’nın insan hakları eleştirilerindeki sessizlikten kısa vadede siyasi kazanç sağlasa da, bu durum uzun vadede ülkenin demokratik standartlarını zayıflatıyor. Ankara, Ukrayna savaşı gibi jeopolitik krizlerde kilit bir aktör haline gelirken, bu durumu iç politikada baskıcı uygulamaları sürdürmek için kullanıyor. Ancak Kürt sorunu, basın özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı gibi kronik sorunlar, yabancı yatırımcılar ve uluslararası kuruluşlar nezdinde Türkiye’nin itibarını aşındırmaya devam ediyor. Batılı müttefiklerin sessiz kalması, bu sorunların çözümünü geciktirerek ülkenin iç istikrarını ve AB üyelik sürecini olumsuz etkiliyor.