NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin, ittifakın savunma sanayii üretimini artırmak için başlattığı “Made in NATO” girişimi, Avrupa Birliği’nin (AB) kendi savunma şirketlerini korumayı hedefleyen “Buy European” politikasıyla karşı karşıya geldi. Rutte, transatlantik savunma sanayii kompleksinin güçlendirilmesi çağrısı yaparken, AB üye ülkeleri kendi savunma sanayilerini önceliklendirmek istiyor. Bu gerilim, özellikle Ukrayna savaşı sonrası artan savunma harcamaları ve ABD’nin taahhütlerine yönelik belirsizlikler ışığında daha da derinleşiyor.
Gelişmenin arka planı: Transatlantik rekabet mi, iş birliği mi?
Rutte, 12 Şubat 2025’te NATO savunma bakanları toplantısında yaptığı konuşmada, “NATO’nun caydırıcılığının temeli, üretim kabiliyetimizdir. Bu üretim Atlantik’in her iki yakasında da artmalıdır” ifadelerini kullandı. NATO yetkililerine göre, “Made in NATO” kavramı, yalnızca ABD ve Avrupa’yı değil, Kanada, Türkiye ve diğer müttefikleri de kapsayan entegre bir üretim ağı oluşturmayı amaçlıyor. Ancak bu girişim, Avrupa Komisyonu’nun 2024’te başlattığı ve Avrupalı savunma şirketlerine öncelik veren “Buy European” politikasıyla taban tabana zıt.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 2024 yılında yaptığı bir konuşmada, “Stratejik özerkliğimiz için kendi savunma sanayimizi güçlendirmeliyiz” diyerek, AB bütçesinden yapılan savunma harcamalarının yüzde 60’ının Avrupalı firmalara gitmesi gerektiğini belirtmişti. Bu politika, özellikle ABD merkezli savunma devleri Lockheed Martin ve Raytheon’un Avrupa pazarındaki payını daraltabilir. NATO ise, transatlantik iş birliğinin önemini vurgulayarak, AB’nin korumacılığının ittifakın birlikteliğine zarar verebileceğini savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Ukrayna savaşı ve ABD belirsizliği
Bu gerilim, Ukrayna’ya yapılan askeri yardımlar ve ABD’nin Avrupa’daki güvenlik taahhütlerine yönelik belirsizliklerle daha da karmaşık hale geliyor. AB, 2023 yılında Ukrayna’ya 1 milyon top mermisi tedariki hedefini tutturamamış, bu da Avrupa savunma sanayiinin üretim kapasitesindeki eksiklikleri ortaya çıkarmıştı. ABD ise, 2024 başlarında Ukrayna’ya yönelik 61 milyar dolarlık yardım paketini onaylamış olsa da, eski Başkan Donald Trump’ın olası bir dönüşü halinde ABD’nin NATO’ya bağlılığının sorgulanması endişeleri devam ediyor.
Rutte, “NATO’nun üretim kapasitesi, sadece ABD veya AB değil, tüm müttefiklerin katkısıyla artmalı. Bu bir rekabet değil, ortak güvenlik meselesidir” diyerek tansiyonu düşürmeye çalışsa da, Brüksel’deki AB yetkilileri “Avrupa’nın kendi savunmasını kendi elleriyle inşa etmesi gerektiği” konusunda ısrarcı. Özellikle Fransa, Almanya, İtalya ve Polonya, Avrupa savunma sanayiine yapılan yatırımların artırılmasını ve ABD bağımlılığının azaltılmasını savunuyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, daha önce “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözleriyle tartışma yaratmış, ancak daha sonra yumuşatmıştı.
Bu tartışmalar, AB’nin 2024 yılında başlattığı Avrupa Savunma Sanayii Stratejisi (EDIS) ile daha da kurumsallaştı. EDIS, ortak savunma projelerine 1,5 milyar euro kaynak ayırmayı planlıyor. Ancak bu fonların, NATO’nun standartlaştırma çabalarıyla uyumlu olup olmayacağı belirsiz. NATO’nun yeni nesil savaş uçağı, denizaltı ve füze savunma sistemleri gibi projelerinde ABD ve Avrupalı firmalar arasındaki iş birliği, bu iki politika arasında denge kurulmasını zorunlu kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip ülkesi olarak savunma sanayii üretiminde önemli bir oyuncu. Baykar, ASELSAN ve TAI gibi firmalar, Ukrayna savaşı sonrası artan taleple birlikte ihracat rekorları kırdı. “Made in NATO” girişimi, Türk şirketlerinin transatlantik tedarik zincirine entegrasyonunu kolaylaştırabilir ve ABD pazarına erişimini artırabilir. Ancak AB’nin “Buy European” politikası, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesiyle savunma sanayii ihracatının önünü açabilir. Türkiye, hem NATO standardizasyonu hem de AB’nin stratejik özerklik hedefi arasında denge kurmak zorunda. Bu gelişme, Türk savunma sanayii için büyüme fırsatı sunarken, ABD ve AB arasındaki gerilimde taraf seçme baskısını da beraberinde getiriyor.