NATO, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da düzenlenen 36. resmi zirvesinde, Ukrayna ve İran'daki savaşlar ile Avrupa savunma ve güvenliğinin belirsiz geleceği gibi kritik başlıkları masaya yatırdı. Beş uzman, zirvenin somut çıktılarından çok, ittifakın yüzeydeki birlik mesajının altında yatan yapısal sorunlara dikkat çekti. Zirvede, üye ülkeler arasındaki stratejik vizyon farklılıkları, yük paylaşımı tartışmaları ve genişleme sürecine ilişkin belirsizlikler öne çıktı.
Gelişmenin Arka Planı: Zorunlu Birlik ve Gönülsüz Dayanışma
NATO'nun Ankara zirvesi, ittifakın kuruluşundan bu yana en sınav verici dönemlerinden birinde gerçekleşti. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin yarattığı güvenlik krizi, üye ülkeleri bir araya getirirken, İran'ın artan saldırganlığı ve Orta Doğu'daki istikrarsızlık, ittifakın güney kanadında yeni baskılar yarattı. Uzmanlar, zirvenin en önemli gündem maddesinin, Ukrayna'ya askeri ve mali yardımların sürdürülmesi olduğunu belirtiyor. Ancak, ABD ve Avrupa Birliği arasındaki derin görüş ayrılıkları, özellikle savunma harcamalarının GSYİH'nın yüzde 2'sine çıkarılması hedefi konusunda, ittifakın iç işleyişini tehdit ediyor.
Zirvede İran konusu da önemli bir yer tuttu. İran'ın nükleer programa ilişkin son hamleleri ve Yemen, Suriye ve Lübnan'daki vekalet savaşları, NATO üyelerini endişelendiriyor. Türkiye'nin İran'la sınır komşusu olması ve enerji bağımlılığı, Ankara'nın konuya yaklaşımını hassas kılıyor. Diğer yandan, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliği süreci, Türkiye'nin itirazları nedeniyle hâlâ tamamlanamadı. Zirvede bu konuda somut bir ilerleme kaydedilmedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Avrupa Güvenliğinin Geleceği
NATO'nun Ankara zirvesi, sadece Ukrayna ve İran gibi acil krizleri değil, aynı zamanda Avrupa güvenlik mimarisinin geleceğini de şekillendirdi. AB ülkeleri, savunma harcamalarını artırma ve ortak bir Avrupa ordusu oluşturma yönünde adımlar atarken, bu girişimler NATO'nun varoluşsal sorunlarına yol açabilir. Uzmanlar, Atlantik ötesi ilişkilerdeki gerilimin, ABD'nin Avrupa savunmasına olan ilgisinin azalmasından kaynaklandığını vurguluyor. Özellikle ABD başkanlık seçimleri öncesinde, Washington'ın önceliklerinin Asya-Pasifik'e kayması, Avrupalı üyeleri tedirgin ediyor.
Bölgesel düzeyde, NATO'nun Karadeniz'deki varlığı ve Türkiye'nin boğazlar üzerindeki kontrolü, Ukrayna tahıl koridoru anlaşması bağlamında yeniden tartışıldı. Türkiye, Montrö Sözleşmesi'ni koruyarak, savaşın denize yayılmasını engelledi. Ancak, Rusya'nın Karadeniz'deki tahıl anlaşmasından çekilmesi, bölgesel güvenlik risklerini artırdı. Zirve bildirisinde, Karadeniz'in güvenliğine özel önem atfedilmesi, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirdi.
Küresel ölçekte, NATO'nun Çin'in yükselişine karşı bir pozisyon alması bekleniyor. Ancak, üye ülkeler arasında bu konuda bir fikir birliği yok. Bazı ülkeler Çin'i sistemsel bir rakip olarak görürken, diğerleri ekonomik bağımlılıklar nedeniyle daha temkinli. Zirvede, Çin'in Rusya'ya askeri destek vermesi nedeniyle kınanması, ancak geniş kapsamlı yaptırımlardan kaçınılması, ittifakın sınırlı mutabakatını yansıtıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Zirvenin Ankara'da yapılması, Türkiye'nin NATO içindeki önemini bir kez daha teyit etti. Türkiye, Ukrayna'ya askeri desteği, Montrö ile Karadeniz'deki dengeyi koruması ve İran'a yönelik yaptırımlardaki hassas konumu sayesinde ittifakın kilit üyesi olmayı sürdürüyor. Ancak, İsveç ve Finlandiya'nın üyeliği konusundaki vetosu, ABD ve AB ile ilişkilerde gerginlik yaratıyor. Türkiye, PKK/YPG terör örgütleriyle mücadele talebini üyelik sürecine bağlayarak, kendi güvenlik önceliklerini dayatıyor. Ayrıca, savunma harcamalarının yüzde 2 hedefini aşan Türkiye, yük paylaşımı tartışmalarında elini güçlendiriyor. Ekonomik açıdan, NATO içindeki konumu, Türkiye'nin uluslararası yatırım ve savunma sanayii ihracatı potansiyelini olumlu etkiliyor. Ancak, Rusya ile sıcak ilişkileri, Türkiye'nin ittifak içindeki güvenilirliğini sorgulatıyor ve ikili bir oyun oynama riskini artırıyor.