Haziran 2026, Filistin tarihinin en travmatik olaylarından biri olan Naksa'nın (Arapçada "gerileme" veya "yenilgi") 59. yıl dönümünü işaret ediyor. 1967 Arap-İsrail Savaşı'nın bir sonucu olarak yaşanan bu olay, sadece bir devletler arası çatışma değil, aynı zamanda on yıllar önce başlayan bir sömürge sürecinin yeni bir aşamasıydı. Naksa, Filistinlilerin topraklarını kaybetmesi ve İsrail işgalinin derinleşmesi anlamına geliyordu. Bugün, 59 yıl sonra, bu sömürge savaşının hala devam ettiğini görüyoruz. Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'teki işgal, yerleşim birimlerinin genişlemesi ve Filistinlilerin maruz kaldığı ayrımcılık, bu savaşın sürdüğünün kanıtıdır.
Gelişmenin arka planı: Naksa ve 1967 Savaşı
Naksa, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nı takiben yaşanan toprak kaybını ifade eder. Savaş sonucunda İsrail, Mısır'dan Sina Yarımadası'nı, Suriye'den Golan Tepeleri'ni, Ürdün'den Batı Şeria'yı ve Doğu Kudüs'ü ele geçirdi. Filistinliler için bu, Nakba'nın (1948'deki felaket) ardından ikinci büyük toprak kaybıydı. Naksa, Filistin ulusal hareketinde bir dönüm noktası oldu; silahlı mücadele ve diplomasi stratejilerinin yeniden şekillenmesine yol açtı. Bugün bile, İsrail'in işgal altındaki topraklarda yerleşim birimleri inşa etmesi, Filistinlilerin hareket özgürlüğünü kısıtlaması ve Kudüs'ün statüsü konusundaki anlaşmazlıklar, Naksa'dan bu yana süregelen sömürgeci politikaların bir yansımasıdır.
59 yıl sonra, uluslararası toplumun bu duruma yaklaşımı değişmiş olsa da, İsrail'in işgali devam etmektedir. Birleşmiş Milletler'in birçok kararı, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki faaliyetlerini kınamıştır, ancak bu kararların uygulanmasında ciddi eksiklikler bulunmaktadır. ABD'nin vetoları ve uluslararası baskının yetersizliği, İsrail'in işgal politikalarını sürdürmesine olanak tanımıştır.
Bölgesel ve küresel boyut: Filistin sorununun evrimi
Naksa'nın bölgesel yansımaları büyük olmuştur. Arap devletleri, 1967 yenilgisinden sonra İsrail'e karşı birliklerini yeniden yapılandırmış ve Filistin davasını daha fazla desteklemeye başlamıştır. Ancak 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması ve 1994 Ürdün-İsrail Barış Antlaşması, Arap dünyasında Filistin konusundaki birliği zayıflatmıştır. İbrahim Anlaşmaları gibi daha sonraki normalleşme girişimleri, Filistin sorununu arka plana itmiştir. Küresel ölçekte ise, Filistin davası, soğuk savaş döneminde Doğu-Batı çatışmasının bir parçası haline gelmiş ve bu durum çözüm sürecini karmaşıklaştırmıştır. Bugün, Filistin yönetimi ile Hamas arasındaki bölünme, işgalin devamına zemin hazırlamaktadır.
Naksa'nın 59. yılı, aynı zamanda Filistin direnişinin dönüşümünü de simgeler. İlk yıllarda silahlı mücadele ön plandayken, 1980'lerden itibaren sivil itaatsizlik ve diplomasi ön plana çıkmıştır. Uluslararası Adalet Divanı'nın duvar kararı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin soruşturmaları, hukuki mücadelenin önemini artırmıştır. Ancak sahadaki gerçekler, işgalin derinleştiğini ve Filistinlilerin giderek daha fazla toprak kaybettiğini göstermektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını desteklemiş ve iki devletli çözümü savunmuştur. Naksa'nın yıl dönümü, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki dengeleri gözeterek Filistin politikasını yeniden değerlendirmesi gerektiğini göstermektedir. Son yıllarda İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi, Türkiye'nin Filistin konusundaki söylemini yumuşatmış olabilir. Ancak bölgede devam eden işgal ve yerleşim faaliyetleri, Ankara'nın diplomatik girişimlerini sürdürmesini gerektirmektedir. Türkiye, hem Filistin yönetimi hem de Hamas ile ilişkilerini dengeleyerek bölgesel bir arabulucu rolü oynayabilir. Ayrıca, Mavi Marmara baskını sonrası gerilen ilişkilerin onarımı, Türkiye'nin çıkarına olsa da, Filistinlilerin haklarının savunulması temel bir dış politika ilkesi olarak kalmaya devam etmelidir.