Myanmar'da askeri cunta, azalan asker sayısını telafi etmek için gençleri yolsuzluk ve aldatma yoluyla silah altına alıyor. Özgür Asya Radyosu'nun (RFA) kapsamlı araştırması, askere zorla alınan gençlerin ilk elden anlatımlarını gün yüzüne çıkardı. Kurbanlar, kendilerine iş vaadiyle yaklaşan aracılar tarafından kandırıldıklarını ve askeri kamplarda zorla tutulduklarını belirtiyor. İnsan hakları örgütleri bu uygulamayı "modern kölelik" olarak nitelendiriyor.
Askeri Darbeden Bu Yana Derinleşen Kriz
Myanmar ordusu, 1 Şubat 2021'de seçilmiş hükümete karşı darbe yapmasının ardından ülke genelinde geniş çaplı bir direnişle karşı karşıya kaldı. Direniş hareketine katılan binlerce genç, askerlikten kaçmak için yasa dışı yollara başvuruyor veya komşu ülkelere sığınıyor. Bu durum, ordunun asker ihtiyacını daha da kritik hale getirdi. Cunta yönetimi, kaybettiği askerleri telafi etmek amacıyla zorla askere alma uygulamalarını yoğunlaştırdı. RFA'nın araştırması, bu süreçte yolsuzluğun ve aldatmanın sistematik bir hal aldığını gösteriyor.
Araştırmaya göre, aracılar gençlere büyük şehirlerde iş imkânı vaat ediyor; ancak gençler askeri kamplara götürüldüklerinde gerçeklerle yüzleşiyor. Kurbanların ifadelerine göre, askeri yetkililer gençlerin kimlik belgelerine el koyuyor, aileleriyle iletişimlerini kesiyor ve itaatsizlik durumunda ağır cezalarla tehdit ediyor. RFA'ya konuşan bir kurban, "Bana bir inşaat işi teklif edildi. Ama vardığımda silah tutmam söylendi. Kaçmaya çalıştım, yakalandım ve günlerce aç bırakıldım" dedi. İnsan hakları savunucuları, bu uygulamanın sadece orduya katılımı artırmakla kalmadığını, aynı zamanda gençlerin fiziksel ve psikolojik olarak ciddi zarar gördüğünü vurguluyor.
Uluslararası Hukuk ve İnsan Ticareti Boyutu
Myanmar ordusunun bu uygulaması, uluslararası hukuka göre insan ticareti ve zorla çalıştırma suçlarını oluşturuyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, cuntayı defalarca kınadı; ancak uluslararası toplumun etkili bir yaptırım mekanizması geliştirememesi, uygulamanın devam etmesine zemin hazırlıyor. Bölgesel aktörler arasında yer alan Tayland, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin Myanmar'daki gelişmelere yönelik tutumu ise belirsizliğini koruyor. Tayland, Myanmar'dan kaçan mültecilere kapılarını kısmen açmış durumda; ancak askere alınan gençlerin durumu uluslararası kamuoyunun gündeminde yeterince yer bulamıyor.
RFA'nın haberine göre, askere alınan gençler arasında henüz 15-16 yaşında olanlar da bulunuyor. Çocuk asker kullanımı, uluslararası çocuk hakları sözleşmelerine açık bir ihlal teşkil ediyor. Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF), Myanmar ordusunun çocukları askere almasını daha önce de raporlamıştı. Ancak darbe sonrası kaos ortamında bu tür vakaların arttığına dair güçlü kanıtlar bulunuyor. Cunta yönetimi, 2012 yılında çocuk asker kullanımını sona erdireceğine dair bir eylem planı imzalamıştı; fakat bu taahhüdün kâğıt üzerinde kaldığı görülüyor.
Myanmar'daki iç savaş, sadece ülke içinde değil, bölgesel istikrar açısından da ciddi riskler taşıyor. Çatışmalar nedeniyle yüz binlerce insan yerinden edildi; komşu ülkelere yönelik göç dalgaları arttı. Askeri cuntanın gençleri zorla silah altına alması, direniş hareketini daha da güçlendiriyor ve ülkeyi daha derin bir istikrarsızlığa sürüklüyor. Uzmanlar, bu uygulamanın uzun vadede Myanmar'ın sosyal dokusunu tahrip edeceği ve nesiller boyu sürecek travmalara yol açacağı uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Myanmar'daki askeri cuntanın gençleri zorla askere alması, Türkiye'nin doğrudan bir çıkar alanına girmese de, küresel insan hakları ve güvenlik mimarisi açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, son yıllarda Asya-Pasifik bölgesine yönelik diplomatik ve ekonomik açılımlarını artırıyor. Myanmar'daki istikrarsızlık, bölgesel ticaret yollarını ve enerji güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, uluslararası platformlarda insan hakları ihlallerine karşı tutumunu netleştirerek, ASEAN ülkeleriyle geliştirdiği ilişkilerde normatif bir aktör olma imkânı yakalayabilir. Bu tür vakalar, Türkiye'nin insani diplomasi ve çatışma çözümü alanındaki kapasitesini göstermesi bakımından da bir fırsat sunuyor.