Myanmar, 2021 yılında ordunun yönetime el koymasının ardından başlayan ve giderek şiddetlenen çatışmalarda can kaybının 100 bine ulaşmasıyla yasa boğuldu. Güvenlik güçlerinin darbeyi protesto eden gösterileri kanlı bir şekilde bastırmasının ardından aktivistler şehirleri terk ederek, merkezi yönetime uzun süredir direnen etnik azınlık ordularının yanında savaşan demokrasi yanlısı gerilla grupları oluşturdu. Çatışmalar, ülkenin kuzey ve doğu bölgelerinde yoğunlaşırken, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri durumu 'iç savaş' olarak nitelendiriyor.
Darbenin ardından gelen şiddet sarmalı
1 Şubat 2021'de Myanmar ordusu, seçilmiş hükümeti devirerek ülke yönetimine el koydu. Darbeyi protesto eden sivil itaatsizlik hareketi ve sokak gösterileri, güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle karşılaştı. Yüzlerce gösterici hayatını kaybederken, binlerce kişi gözaltına alındı. Protestoların bastırılmasının ardından birçok aktivist ve sivil toplum üyesi, kendilerini güvende hissetmedikleri için kırsal bölgelere kaçarak direniş gruplarına katıldı.
Bu gruplar, başlangıçta hafif silahlarla donanmış küçük birliklerken, zamanla etnik azınlık ordularıyla ittifak kurarak daha organize bir yapıya büründü. Özellikle Karen, Kachin ve Şan gibi etnik grupların silahlı kanatları, askeri cuntaya karşı savaşan demokrasi yanlısı güçlere lojistik ve askeri destek sağladı. Çatışmalar, ülkenin kırsal ve sınır bölgelerinde yoğunlaştı.
Myanmar ordusu, ayaklanmaları bastırmak için hava saldırıları ve topçu ateşi dahil ağır silahlar kullanırken, sivil kayıplarının büyük kısmını bu saldırılar oluşturdu. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, 2021'den bu yana 100 bin kişi hayatını kaybetti, iki milyondan fazla kişi yerinden edildi ve ülke genelinde insani kriz derinleşti.
Bölgesel ve küresel boyut
Myamnar'daki kriz, sadece ülke sınırları içinde değil, bölgesel ve küresel ölçekte de yankı buluyor. Komşu ülkeler Hindistan, Bangladeş, Tayland ve Çin, Myanmar'daki çatışmalardan doğrudan etkileniyor. Sınır bölgelerine sığınan sivillerin akını, bu ülkeler için insani ve güvenlik sorunları yaratıyor. Özellikle Bangladeş, 2017'deki Rohingya krizinden bu yana Myanmar'dan gelen mülteci akınıyla başa çıkmaya çalışıyor.
Çin, Myanmar ordusuyla yakın ekonomik ve siyasi bağlarını sürdürürken, Batılı ülkeler cuntaya yaptırım uyguluyor. ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği, Myanmar ordusuna silah satışını yasakladı ve üst düzey yetkililere seyahat yasağı getirdi. Ancak yaptırımların çatışmaları durdurmada yetersiz kaldığı belirtiliyor. ASEAN ülkeleri ise Myanmar konusunda bölünmüş durumda; bazı üyeler diyalog çağrısı yaparken, diğerleri askeri cuntayla işbirliğini sürdürüyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve diğer yardım kuruluşları, çatışma bölgelerine erişim sağlamakta zorlanıyor. Myanmar ordusunun insani yardım kuruluşlarına kısıtlamalar getirdiği ve yardım konvoylarının hedef alındığı bildiriliyor. Bu durum, milyonlarca insanın temel ihtiyaçlara erişimini engelliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Myanmar'daki kriz, Türkiye'nin dış politikasında doğrudan bir öncelik olmasa da, insani ve bölgesel etkileri açısından önem taşıyor. Türkiye, geçmişte Rohingya Müslümanlarına yönelik insani yardım kampanyalarıyla Myanmar'a ilgi göstermişti. Ancak son dönemde Myanmar'daki şiddetin artması, bölgesel istikrarsızlığı körüklüyor ve bu durum Güneydoğu Asya'daki ticari ilişkileri dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye'nin Myanmar'daki insani krize yönelik uluslararası platformlarda daha aktif bir rol üstlenmesi, hem insani değerler hem de bölgesel istikrar açısından faydalı olabilir. Ayrıca, ASEAN ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışan Türkiye için Myanmar sorununun çözümüne katkı sağlamak, diplomatik etki alanını genişletebilir.