Myanmar'da 2021 yılında ordunun demokratik yollarla seçilmiş hükümeti devirmesinin ardından başlayan iç savaşta hayatını kaybedenlerin sayısı 100 bini aştı. Çatışma İzleme Grubu Armed Conflict Location & Event Data (ACLED) tarafından yayımlanan rapora göre, 1 Şubat 2021'den bu yana ülke genelinde 100 bin 114 kişi öldürüldü. Raporda, ölümlerin büyük kısmının ordu ile sivil direniş güçleri ve etnik silahlı gruplar arasındaki çatışmalarda meydana geldiği belirtiliyor.
Darbenin yol açtığı insani kriz
Myanmar ordusunun 2021'de iktidarı ele geçirmesi, ülkede geniş çaplı bir demokrasi karşıtı harekete yol açtı. Başlangıçta barışçıl protestolarla başlayan direniş, ordunun sert müdahalesiyle silahlı çatışmaya dönüştü. Ülkenin birçok bölgesinde ordu ile halk arasında çatışmalar yaşanırken, etnik silahlı gruplar da direnişe katıldı. ACLED verilerine göre, ölümlerin en yoğun olduğu bölgeler Sagaing, Mandalay ve Kayin eyaletleri. Bu bölgelerde ordu, sivil yerleşim yerlerine hava saldırıları düzenlerken, direniş güçleri de gerilla taktikleriyle karşılık veriyor.
Rapor, ölümlerin sadece çatışmalardan kaynaklanmadığını, ordunun sivil halka yönelik keyfi infazları, işkence ve zorla kaybetmelerinin de bu sayıya dahil olduğunu vurguluyor. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, ordunun sivil halka yönelik sistematik şiddet uyguladığına dair kanıtlar topladı. Özellikle Rakhine ve Şan eyaletlerinde Müslüman ve Hristiyan azınlıklara yönelik saldırılar, etnik temizlik iddialarını gündeme getirdi.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Myanmar'daki kriz, sadece ülke sınırları içinde kalmıyor. Komşu ülkeler Çin, Hindistan, Tayland ve Bangladeş, çatışmaların sıçraması ve mülteci akını riskiyle karşı karşıya. Bangladeş'te halihazırda 1 milyondan fazla Rohingya mültecisi bulunurken, çatışmaların artmasıyla yeni mülteci dalgaları bekleniyor. ASEAN, Myanmar cuntasına yönelik kısmi diplomatik yaptırımlar uygulasa da, askeri liderlerle diyaloğu sürdürüyor. Öte yandan Batılı ülkeler, cunta yönetimine ekonomik yaptırımlar uygularken, demokrasi yanlısı güçlere lojistik destek sağlıyor. Çin ise askeri cuntayla yakın ilişkilerini sürdürüyor ve Birleşmiş Milletler'de cunta karşıtı kararları veto ediyor. Bu durum, bölgedeki güç dengelerini etkiliyor ve Myanmar'ı küresel jeopolitik rekabetin odağına yerleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Myanmar'daki kriz, Türkiye'nin doğrudan bir müdahalesini gerektirmese de, bölgesel istikrarsızlık ve insani boyutuyla dolaylı etkiler yaratıyor. Türkiye, Rohingya Müslümanlarına yönelik insani yardımlarıyla biliniyor; bu krizde de benzer bir rol üstlenebilir. Ayrıca, Myanmar'daki çatışmalar Güneydoğu Asya'da güç dengesini değiştirirken, Türkiye'nin ASEAN ve bölge ülkeleriyle ticari ilişkilerini etkileyebilir. Türkiye'nin insani diplomasi ve arabuluculuk kapasitesi, uluslararası toplumda Myanmar gibi krizlerde söz sahibi olmasını sağlayabilir. Ancak, doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşturmayan bu durum, daha çok insani yardım ve diplomatik angajman açısından değerlendirilmelidir.