Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Johannesburg şehrinde son günlerde patlak veren yabancı düşmanlığı (ksenofobi) kaynaklı şiddet olaylarında en az 5 Mozambik vatandaşının hayatını kaybettiği açıklandı. Mozambik Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, saldırılarda ölenlerin kimliklerinin tespit edildiği ve ailelerine bilgi verildiği belirtildi. Olayların ardından yaklaşık 300 Mozambiklinin hafta sonu ülkelerine dönmek zorunda kaldığı ifade edildi. Mozambik hükümeti, saldırıları “vahşi ve kabul edilemez” olarak nitelendirirken, Güney Afrika makamlarından faillerin yakalanması ve mağdurlara adalet sağlanması çağrısında bulundu.
Şiddetin arka planı: Yabancı düşmanlığı ve ekonomik gerginlikler
Güney Afrika’da özellikle Johannesburg ve çevresinde yaşanan yabancı düşmanlığı saldırıları, son yıllarda artan bir sorun haline geldi. Saldırıların temelinde, yüksek işsizlik oranları, ekonomik durgunluk ve yerel halkın yabancıları “işlerini çalan” kişiler olarak görmesi yatıyor. Mozambik, Zimbabve, Malavi gibi komşu ülkelerden gelen göçmenler, özellikle vasıfsız işlerde çalışarak geçimlerini sağlıyor. Ancak yerel halk, bu durumu kendilerine yönelik bir tehdit olarak algılıyor. Son olaylar, Johannesburg’un kuzeyindeki Diepsloot ve Alexandra gibi gecekondu mahallelerinde başladı. Saldırganlar, yabancıların işyerlerini ve evlerini yağmaladı, bazı kişileri darp etti. Polis, olaylara müdahale etmekte geciktiği yönünde eleştiriler alıyor. Mozambik hükümeti, vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için Güney Afrika ile acil diplomatik temaslar kurduğunu duyurdu.
Saldırılarda hayatını kaybeden Mozambikliler arasında işçi, esnaf ve öğrencilerin bulunduğu bildiriliyor. Mozambik Dışişleri Bakanı Verónica Macamo, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Vatandaşlarımıza yönelik bu saldırılar, iki ülke arasındaki kardeşlik bağlarına yakışmıyor. Güney Afrika hükümetinin sorumluları bir an önce adalete teslim etmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Mozambik’in başkenti Maputo’da ve başlıca şehirlerde, saldırıları protesto eden küçük çaplı gösteriler düzenlendi. Göstericiler, Güney Afrika büyükelçiliğine yürüyerek olayları kınadı. Güney Afrika hükümeti ise olayları “izole vakalar” olarak nitelendirse de, ülke genelinde yabancı düşmanlığının yayılmasından endişe ediliyor.
Bölgesel boyut: Güney Afrika’da göçmen krizi ve uluslararası tepkiler
Güney Afrika, Afrika kıtasının en sanayileşmiş ve gelişmiş ülkesi olarak, özellikle Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) üyesi ülkelerden yoğun göç almaktadır. Mozambik, Zimbabve, Malavi, Zambiya gibi ülkelerden gelen yüz binlerce göçmen, Güney Afrika’da çalışmakta ve yaşamaktadır. Ancak bu durum, ülkedeki işsizlik ve yoksulluk sorunlarıyla birleşince gerilimlere yol açmaktadır. Son saldırılar, sadece Mozambik vatandaşlarını değil, diğer yabancıları da hedef aldı. Zimbabve ve Malavi hükümetleri de vatandaşlarının güvenliği konusunda endişelerini dile getirdi. Afrika Birliği (AfB), olayları kınayan bir açıklama yaparak, “Yabancı düşmanlığı kıtamızın hiçbir yerinde kabul edilemez. Tüm ülkeleri, göçmenlerin korunması için gerekli önlemleri almaya çağırıyoruz” dedi.
Uluslararası toplumdan da tepkiler geldi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Güney Afrika’yı yabancı düşmanlığı olaylarını önlemeye ve mağdurları korumaya çağırdı. Avrupa Birliği, olayları “üzücü” olarak nitelendirdi. Güney Afrika hükümeti, olayların yayılmasını engellemek için polis varlığını artırdığını ancak kalıcı çözüm için ekonomik reformlar ve toplumsal uzlaşı gerektiğini kabul ediyor. Mozambik Dışişleri Bakanlığı, tahliye edilen vatandaşların sayısının artabileceğini ve gerektiğinde daha fazla yardım sağlanacağını belirtti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, Türkiye için Afrika’daki yabancı düşmanlığı ve göçmen hakları konusunda önemli bir uyarı niteliğindedir. Türkiye, son yıllarda Afrika ülkeleriyle ticari ve diplomatik ilişkilerini güçlendirmektedir. Mozambik ve Güney Afrika ile artan ekonomik bağlar, bu tür krizlerin yatırımcı güvenini sarsabileceğini göstermektedir. Ayrıca, Türkiye’de de zaman zaman yabancılara yönelik ayrımcı söylemler yükselmektedir; bu nedenle Ankara, toplumsal uyum politikalarını güçlendirmeli ve ırkçılıkla mücadelede uluslararası işbirliğini artırmalıdır. Benzer olayların Türkiye’ye sıçramaması için proaktif önlemler alınması, hem iç barış hem de dış politikadaki güvenilirlik açısından kritik önem taşımaktadır.