Morgan Stanley, zayıf makroekonomik veriler ve tüketim harcamalarındaki yavaşlamanın etkisiyle Çin hisse senetlerinde değerlemelerin dip noktasına ulaşmasından önce daha fazla düşüş yaşanabileceği uyarısında bulundu. Yatırım bankası, piyasa duyarlılığının henüz toparlanma sinyali vermediğini ve yatırımcıların kısa vadede temkinli olmaya devam etmesi gerektiğini belirtiyor. Çin ekonomisindeki yavaşlama, gayrimenkul sektöründeki sorunlar ve Kovid-19 sonrası beklenen canlanmanın gecikmesi, hisse senedi piyasaları üzerinde baskı oluşturuyor.
Çin piyasalarında son durum ve Morgan Stanley'nin değerlendirmesi
Morgan Stanley analistleri, Çin hisse senetlerinin kısa vadede daha fazla değer kaybedebileceğini, zira makroekonomik göstergelerin ve tüketim verilerinin zayıf seyrettiğini vurguluyor. Banka, değerlemelerin cazip seviyelere geldiğini kabul etmekle birlikte, kazanç revizyonlarının aşağı yönlü olduğunu ve yatırımcı güveninin henüz yeniden tesis edilmediğini belirtiyor. Özellikle imalat PMI verilerinin uzun süredir daralma bölgesinde kalması, perakende satışlardaki yavaşlama ve genç işsizliğindeki artış, ekonomik toparlanmanın beklenenden daha kırılgan olduğunu gösteriyor.
Çin hükümetinin son aylarda açıkladığı teşvik önlemleri, piyasalarda sınırlı bir rahatlama yaratmakla birlikte, yatırımcıların beklediği ölçüde güçlü bir etki oluşturmadı. Morgan Stanley, özellikle gayrimenkul sektörüne yönelik desteklerin ve altyapı yatırımlarının hızlandırılmasının önemli olduğunu, ancak bu adımların hisse senedi piyasalarında kalıcı bir dönüş için yeterli olmadığını savunuyor. Banka ayrıca, ABD-Çin ilişkilerindeki belirsizliklerin ve jeopolitik risklerin de Çin varlıkları üzerinde baskı oluşturduğunu hatırlatıyor.
Küresel piyasalar ve Çin ekonomisinin görünümü
Çin, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olarak küresel büyümeye önemli katkı sağlıyor. Ancak son dönemde açıklanan veriler, ülke ekonomisinin beklenenden daha yavaş büyüdüğünü gösteriyor. 2023 yılında yüzde 5,2 büyüyen Çin ekonomisinin, 2024 yılında yüzde 4,5 civarında büyümesi bekleniyor. Bu yavaşlama, emtia fiyatlarından küresel tedarik zincirlerine kadar geniş bir yelpazede etkili oluyor. Morgan Stanley'nin uyarısı, diğer yatırım bankalarının da benzer görüşler dile getirmesiyle paralellik taşıyor. Örneğin Goldman Sachs ve UBS de Çin hisse senetlerinde temkinli duruşlarını koruyor.
Öte yandan, Çin Merkez Bankası (PBOC) faiz oranlarını düşürerek ve likiditeyi artırarak ekonomiyi desteklemeye çalışıyor. Ancak bu adımların etkisi sınırlı kalıyor; zira tüketici güveni düşük ve şirketler yatırım kararlarında çekimser. Ayrıca, yerel yönetimlerin borç yükü ve gayrimenkul sektöründeki likidite sorunları, finansal istikrar açısından risk oluşturuyor. Morgan Stanley, bu sorunların çözülmesi için daha kapsamlı ve koordineli politika adımlarına ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Küresel yatırımcılar açısından Çin hisse senetleri, son yıllarda dalgalı bir seyir izledi. 2021'deki düzenleyici baskılar ve 2022'deki Kovid-19 kısıtlamaları, piyasalarda sert düşüşlere yol açmıştı. 2023'teki yeniden açılma beklentileriyle kısa süreli bir toparlanma yaşansa da, ekonomik verilerin zayıf gelmesi bu iyimserliği gölgeledi. Morgan Stanley'nin son raporu, bu belirsizlik ortamında yatırımcıların dikkatli olması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin ekonomisindeki yavaşlama ve hisse senedi piyasalarındaki düşüş eğilimi, Türkiye'yi doğrudan olmasa da dolaylı yollardan etkileyebilir. Çin, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından biri ve önemli bir ihracat pazarı. Çin'deki iç talep zayıflığı, Türk ihracatçılarının bu pazara yönelik satışlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar, Türkiye'nin enerji ithalat maliyetleri üzerinde baskı oluşturabilir. Öte yandan, Çin'den gelebilecek doğrudan yatırımların azalması veya Çinli turist sayısındaki düşüş, turizm gelirlerini etkileyebilir. Ancak, Türkiye'nin dinamik ihracat yapısı ve çeşitlendirilmiş pazarları sayesinde bu etkiler sınırlı kalabilir. Yine de, küresel risk iştahındaki azalma, gelişmekte olan piyasalara yönelik sermaye akımlarını olumsuz etkileyerek Türkiye gibi ülkeler için finansman koşullarını zorlaştırabilir.