Moody's Analytics'in başekonomisti Mark Zandi, ABD ekonomisinde gelir eşitsizliğinin derinleştiği 'K-şekilli ekonomi' modelinin hâlâ 'sağlam bir şekilde yerinde durduğunu' açıkladı. Pazar günü yayımlanan analizinde Zandi, yüksek gelirli hanelerin tüketim harcamalarındaki artışın ekonominin genel görünümünü belirlediğini, buna karşılık düşük gelirli kesimlerin enflasyon ve yüksek faizler nedeniyle zorlandığını vurguladı. Bu durum, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz indirimlerini geciktirmesine ve politik belirsizliklere rağmen, ekonominin iki farklı hızda ilerlediğini gösteriyor.
K-Şekilli Ekonominin Anatomisi
K-şekilli ekonomi terimi, pandemi sonrası dönemde yaygınlaştı. Bu modelde, ekonominin üst kısmı (yüksek gelirliler, büyük şirketler) hızla toparlanıp büyürken, alt kısım (düşük gelirliler, küçük işletmeler) durgunluk veya gerileme yaşıyor. Zandi'nin verilerine göre, ABD'de en zengin yüzde 10'luk kesimin harcamaları, pandemi öncesi seviyelerin yüzde 20 üzerinde seyrederken, en düşük yüzde 10'luk kesimin harcamaları ancak yüzde 5 arttı. Bu fark, hisse senedi ve konut fiyatlarındaki artışın varlıklı kesimi daha fazla desteklemesiyle açıklanıyor. Öte yandan, düşük gelirli haneler yüksek kira ve gıda fiyatları karşısında birikimlerini tüketmiş durumda. Zandi, 'Yüksek gelirliler harcamaya devam ediyor, ancak orta ve alt gelir grupları nefes almakta zorlanıyor. Bu ayrışma, ekonomik politikalarda dikkate alınması gereken yapısal bir sorun' ifadelerini kullandı.
Fed ve Piyasalar Üzerindeki Etkiler
K-şekilli ekonominin bir diğer yansıması, para politikasının farklı kesimler üzerindeki asimetrik etkisidir. Fed'in faiz artırımları, borçlanma maliyetlerini yükselterek düşük gelirlileri daha fazla vururken, varlıklı kesimler faiz gelirlerinden yararlanıyor. Zandi, Fed'in bu yıl faiz indirimine başlamasının K-şekilli ayrışmayı bir miktar hafifletebileceğini, ancak tamamen ortadan kaldırmayacağını belirtiyor. Özellikle konut piyasasında, yüksek faizler nedeniyle düşük ve orta gelirli ailelerin ev sahibi olma hayalleri giderek uzaklaşıyor. Öte yandan, hisse senedi piyasalarındaki rekor seviyeler, yatırım portföyü olanları zenginleştirmeye devam ediyor. Bu durum, tüketim temelli ABD ekonomisi için bir risk oluşturuyor: Eğer yüksek gelirliler de harcamalarını kısmaya başlarsa, ekonominin tümü durgunluğa sürüklenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki K-şekilli ekonominin Türkiye'ye doğrudan bir yansıması olmasa da, küresel sermaye akımları ve ticaret dinamikleri açısından dolaylı etkileri bulunuyor. ABD'deki tüketim eğilimleri, gelişmekte olan ülkelere yönelik ihracat talebini şekillendirebilir; yüksek gelirli kesimin lüks tüketime yönelmesi, Türkiye'nin tekstil ve otomotiv gibi sektörlerinde farklılaşan talep yaratabilir. Ayrıca, ABD faizlerinin yüksek kalması, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına yol açarak TL üzerinde baskı oluşturabilir. Orta vadede, gelir eşitsizliğinin küresel bir sorun haline gelmesi, Türkiye'nin sosyal politikalarının önemini artırıyor. Türkiye'nin kendi iç talebini dengeli bir şekilde büyütmesi ve gelir dağılımını iyileştirecek yapısal reformlar yapması, olası küresel şoklara karşı dayanıklılığı artıracaktır.